"Derslerden
sonra, uçsuz bucaksız maviliklerde yüzdükten sonra
gerilen kaslarımızı güneşin altında gevşetirken tattığımız hissi tadıyoruz. Hem
güçleniyor hem de bu gücü kontrol etmeyi öğreniyoruz. Doğanın işleyişini,
hareketini ve uyumunu içimizde hissediyoruz.
Tüm bunlar bilinçaltımızın dünyasına en sıcak mesajı yolluyor. Bir insan olarak
var oluşumuza ve geleceğimize değer verdiğimizi kendimize anlatıyoruz. Doğamızın
gücü bize sınırsız güven ve cesaret veriyor. Ve bir gün tüm insanlığın ahenkle
ve uyumla yaşayacağına ve varoluşun lezzetine ulaşacağına dair umudumuz artıyor.
"

Meditatif
dansta doğu teknikleriyle doğamızı anlar, ‘bir varlık olarak’ gerçeğimizi
buluruz. Bu bize uyum, anlayış ve esneklik verir. Bedenimiz ise bütün iç
organları, akışı ve enerjisi ile birlikte gelişip, bu uyumu ve esnekliği bir
parçası olarak taşır.
Batı teknikleriyle,
Klasik Bale eğitiminin kalıplarını kullanarak aklın sistematize etme, zincirleme
becerisiyle tanışarak büyüleniriz. Modern dans ile harekete geçer ve
kombinasyonlarla sınırsız yaratım enerjisine ulaşırız. Her kasımızı, içeriden
dışarıya doğru kullanarak tekrar var ederiz. Varlığını bile bilmediğimiz kasları
kullanarak, alışkanlıklarımız ölçüsünde daha önce bilinçli kullanmadığımız,
yalnızca sürüklediğimiz bedenimizi keşfederiz. Eksik taşların yerine oturmasıyla
bedenimiz artık sadece bazı kaslarına fazlaca yüklenmek yerine, her kasını
kullanır.Bu da ağırlığını yayarak, dengesini bulmasını
sağlar.
..Ve
her duruşu anlayıp, anlamlandırmaya başlarız. Mevlevilerin boynunu niye, neye
karşı eğdiğini, Klasik Balenin neden gururla çenesini kaldırdığını ve Yoganın
nötr duruşu niye seçip, duygusunu keşfettiğini anlarız..
***

Doğa,
bize
defalarca gerçeği fısıldadı. Hassas ruhlar, duyarlı kulaklar bu fısıltıyı
yüzyıllar boyunca
duydu. Aslında bu gerçeği hepimiz içimizde duyumsarız. Yıldızların, her birinde
milyarlarca yıldız bulunan yüz milyar gökadadan oluşan evrenimizin temel
parçacıklarıyla, bizi oluşturan temel parçacıkların aynı olması, aynı bağlarla
örüldüğümüzü bize gösterir.
Meditatif Dans,
temelini bu enerji konsantrasyonundan ve dünyanın dönüşünü hissedip duyumsayan
Mevlevilerin dansından alır; Bizim ve tüm insanlığın gerçeğinden..
***
Meditatif
dans insanı bütün olarak ele alır. Tarihi, toprakları ve ilişkileri insanın
düşüncesini ve sağlığını oluşturan parçalardır. Dağılmış bilgiyi toplamak ve
insana insanlık duygu ve çıkarımlarını vermek, tüm düşünce biçimlerini ve
hisleri barındıran insan vücudu aracılığıyla gerçekleşir. Düşünce ve
deneyimlerle oluşturulan sistemlerin hepsi insanın eksiklerini kapatır ve
gelişimine katkıda bulunur, algılarını açar.
***
Vücut
zekasını ortaya çıkarmak, genetik hafızayı keşfetmek negatif düşüncelerin
yarattığı baskıyı kaldırmakla mümkündür. Vücut çalışması sadece bedeni değil,
benliğimizin tüm birleşenlerini güçlendirir, tüm davranış ve hareketlerimize
uyum kazandırır.
İçimizde sakladığımız tüm
özelliklerin izleri bedenimizin üstündedir. Ve tüm gözler bilinçli veya
bilinçsiz olarak bize baktığında hakkımızdaki milyonlarca şeyi anlayabilirler.
***
Algılama
araçlarımızdan en önemlisi olan beynimizin, sağ ve sol yarı küreleri vardır. Sol
beyin zincirleme zekanın sağ beyin ise sezgisel aklın kaynağıdır.
Sağ küre, doğadan
beslenir. “İlham geldi”, “İşte, buldum!” gibi hislerimizin, ilhamların ve
maneviyatın kaynağıdır. Sağ beyin hislere güvenir, yaratıcı enerjinin ve
duyguların temelidir. Sol beyin ise kendi dünyasını oluşturmak için çalışır.
Zincirleme zekanın kaynağıdır. Bilimin, Batı düşüncesinin gerçeği, bu sol beyni
tek başına insan olarak uzun yıllar kabul ettirme inadıdır. Sağ beyin parçadan
bütüne gitmez, rasgele işler. Geçmişten ve gelecekten noktalar işaret eder.
İnsanlığın ortak aklı ile haberleşir, frekansları, titreşimleri algılar ve
yorumlar. Ancak onun bütün bilgilerini bildiğimizi aslında biz bilmeyiz. Çünkü
sağ beyin yaşadıklarını, hislerini duyumsamak konusunda uzmandır; ancak bunları
ifade etmek, sıralamak becerisinden yoksundur. Çünkü bu sol beynin, zincirleme
zekanın işidir.
Sol beyin
zincirleme zekasıyla kendini ancak diğer insanlarla kıyaslayarak anlar, sağ
beynini ağırlıklı olarak kullanan insan ise insanlar arasındaki binde birlik
farklar yerine bütüne odaklanır ve kendini bütünün içinde tanımlamaya çalışır.
Sağ beyin doğuda
ifade edilmiş, sol beyin ise batıda gelişmiştir. Doğu, bir varlık olarak insanın
özelliklerini bilir. Batı ise, bir insan ve bir akıl olarak insanı geliştirmeye
çalışır.
***
İnsan
beyninin sol yanı, kısa vadeli düşünür, sıralamaya güvenir, parça psikolojisi
taşır ve hareket ve güç ister. İnsanların çoğunun kendini diğerleriyle
karşılaştırarak anlamaya çalışmasının, maddeyi ilk sırada tutmasının nedeni
baskın tarafının zincirleme zekası olmasıdır.
İnsan beyninin sağ yarım
küresi ise doğadan bilgi alır. Duygularına ve sağlığının sesine düşkündür.
Kalbiyle birlikte çalışır. Gerçekte bizi asıl etkileyen uzun vadedeki
gelişimimize, bütünün hissine odaklıdır.
Bu ikilik çeşitli
ölçeklerde karşımıza sürekli çıkar. Şu an dünyada batının ve temsil ettiği sol
beynin gelişimi dengesizlik durumunu açıklamaktadır. Yaratıcı ses susmuştur. Var
oluşa duyulan heyecan yitmiştir. Duyguların gösterdiği gerçeklere yüz çevrilerek
mutluluğun ve huzurun gelişimi ihmal edilmiştir. Maddelerin altında yatan gerçek
unutulmuştur.
Meditatif dans insanı
doğasıyla, duyguyu akılla birleştirerek gerçek ve sürekli gelişimin, sonsuz
sağlığın kapılarını çalar.
Sol beynin uyumla
çalışmasının daha verimli olduğunu keşfeder, yaratıcı enerjiyle sınırsız
kombinasyonlara ulaşır. İnsanlığı geçmişten beri var olan parlak çizgisiyle
birleştirir. Bu bilinçle karşılaştığı her şeye karşı daha güçlü, belirleyici ve
etkin olmasını sağlar.
***

Bedenimizin
ilginçliklerinden biri de; sağ beynimizin sol tarafımıza, sol beynimizin ise sağ
tarafımıza hükmetmesidir. Buradaki X bilinmeyenin sırrı sağ beynimizle birlikte
çalışan kalbimizdir. Ve kalbimizin derinliklerinde doğanın bir parçası olduğumuz
ve sevgiyle yaşadığımız gerçeğinin yatmasıdır.
X bilinmeyeni bir
gerçeği daha söyler. Aklımızın ve duygumuzun kesişmesi gerektiğini anlatır. Bu
kesişim ancak denge noktasında, tek bir merkezde gerçekleşir. Bu yüzden biz
meditatif dansta, aklı ve duyguyu, onları doğuran batı ve doğu teknikleriyle
kesiştiririz ve kesişim yani denge noktasına kendi tarihimizin,
Sufilerin gerçeğini koyarız.
***
Kullan
ya da kaybet ilkesi, vücudumuzdaki kaslar için olduğu kadar beynimizin yarı
küreleri için ve duygu çeşitliliğimiz için de geçerlidir. Onları kullanarak
varlıklarını sürdürmelerini ve bir sonraki nesle ulaşmalarını sağlayabiliriz.
Onu dinlemediğimiz için kaybetmeye yaklaştığımız sezgisel aklımızı uyandırmak
için nefes ve vücut tekniklerini kullanırız. Şehir hayatında bize en yakın doğa
parçası olan vücudumuzla ilgilenerek doğanın dilini öğreniriz. Sezgisel aklı,
mucizeleri, bütünlük hissini ve hayatımızın anlamını korumak için saf duyguların
peşinden koşmamız gerekir. Sezgisel aklın mekanı olan geceleri, yıldızları daha
çok seyretmemiz, doğanın seslerine ve insanların duygularına açık olmamız
gerekir. Çünkü ne yapmamız gerektiğini söyleyen, gelecekten haberler veren
sezgilerimizdir.
***
İnsan
çocukluğunda dimdik durur. Fakat okul hayatında zihin gelişimine verilen önem
dengesiz bir şekilde arttıkça diklik bozulur, baskılarla eğilen vücut
rahatsızlıkların ve hastalıkların temellerini atmaya başlar.
Yirmili yaşlardan
itibaren büyüme durduğu an vücudumuzda ölü hücreler taşımaya başlarız.
Selüloitler, hissiz kütleler ve sırt kamburları gibi ölü hücreler aslında o
bölgeleri kullanmamamızın bir sonucudur. Ağrılar ve rahatsızlıklar vücudun bizi
uyarmak için başvurduğu son çarelerdir. Fakat bir terslik olduğunu biz ancak o
zaman anlarız.
***
Hayatımızı
düzgün nefes almanın ne olduğunu bilmeden geçiririz. Ancak hayatta kalmak için
refleksi soluklar alıp veririz. Halbuki nefesle aldığımız oksijen bütün
vücudumuzun ilacıdır.
***
Doğa
ile baş başa kaldığımızda, doğanın bir parçası olduğumuz gerçeği bizi sarar.
Temizlik, arılık, ferah bir nefes hissederiz içimizde. Sadece içimiz değil,
görüntümüz de değişir. Cildimiz şeffaflaşır, saçlarımız parlar.
Şehir hayatında bu
ferahlığı ve sağlığı yaşamamızın tek yolu, bize en yakın doğa parçası olan
vücudumuzla kuracağımız iletişimdir.
Vücudumuzun her
hücresinde, ve bizi çevreleyen hava ve su gibi her şeyde süregelen muazzam
harekete uyum sağlamak için biz de harekete geçmeliyiz.
***
Hareket;
depresif düşünceleri, kararsızlığı, kısırdöngüsel hisleri, ve negatif
düşünceleri uzaklaştırır. Hareket içinde denge, dikkat ve konsantrasyon
kendiliğinden yerini bulur. Ve bu konsantrasyonu durağanlıkta da yakalamak için
arayış sürer.
***
Sanayi
devriminden itibaren hiç olmadığı kadar artan kalp, damar, sinir hastalıkları;
tansiyon, şeker ve hatta kanser gibi iç hastalıkların bilinçli nefes ve vücut
egzersizleri ile büyük oranda engellenebildiğini biliyoruz.
Burada meditatif
dansın avantajı vücut ve ruh sağlığını ilk sıraya koymasıdır. Spor ya da hareket
etmemizi sağlayan diğer aktivitelerde olduğu gibi rekabete veya dışarıdaki bir
hedefe odaklanıp, vücudu o yolda hatalı kullanmaz, çünkü meditatif dansta vücut
araç değil amaçtır. Meditatif dans ilerlemek için gereken gücü, rekabetten veya
çatışmadan almaz, içindeki doğru sese kulak vererek sınırsız gelişimin
kapılarını çalar ve gerçekten yepyeni keşifler için yola çıkar. Çok uzun bir
ömür için ve şehir hayatının bedenimizde bıraktığı olumsuzlukları silmek için bu
çalışmaya ihtiyaç duyuyoruz.
***
Beden
ve zihnin birlikte çalışması büyük bir dengenin sonuçlarıdır. Benliğiniz içinden
çıkamadığı bir sorunla karşılaştığında, onu oyalamak için beden devreye girip;
sıkıntılar, ağrılar ve sorunlar yaratabilir. Aynı şekilde beden hareketlilik
aradığında düşünce dünyasında sorun alarmı çaldırabilir.
Sırt ağrınızın
hareketsizlikten, stresten veya önyargılardan kaynaklandığını öğrenebilirsiniz.
Dengenizi tekrar bularak ağrılarınızı ve endişelerinizi silebilirsiniz. Aslında
sırt hafızanın doğru kullanımını sembolize eder.
Duruşunuzu
düzelttiğinizde, her şeye karşı duruşunuzun tutarlılaşmaya başladığını
keşfedebilirsiniz. Dik bir duruş, güven duygusu ve denge için zaruridir.
Egzersizlerle hiç kullanmadığınız bazı kaslar var olup güçlendiğinde bu dik
duruş, sizi yoran bir faaliyet değil, doğal haliniz olmaya başlar. Ve
duygularınızın çeşitliliğini de tutarlı ve dengeli şekilde kullanmaya
başlarsınız.
***

Kaos
bilimi, yani düzensizliğin düzeni, evrende ve dünyada hiçbir şeyin tekrar
etmediğini, ancak paternler oluşturduğunu anlatır. Tüm düzenli görünen olayların
içinde bir yerlerde bir düzensizlik saklıdır. Bu düzensizlik gelişim yüzünden
ortaya çıkar. Hiçbir şey kendini aynı şekilde tekrar edemez, çünkü gelişmek
zorundadır. Kaos biliminin içerdiği kavramlar bu mükemmel şekillerin kendi
kendine benzerlik ve başlangıç durumuna hassas bağlılık ilkeleriyle oluştuğunu
anlatır. Köklerimizi ve topraklarımızı düşünmemizin doğruluğunu ispatlayan;
insan aklının doğanın mükemmellik sembollerindeki bu kendi kendine benzerlik ve
başlangıç durumuna hassas bağlılık ilkelerini bulmuş olmasıdır.
***
Fraktallar,
doğanın mükemmellik sembolleri, bir doğrudan yola çıkarak keşfedildi. Bildiğiniz
gibi iki noktanın arasındaki en kısa mesafe doğrudur. Aklı ve duyguyu doğru bir
şekilde birleştirmek, kısa vadeli çıkarlarla uzun vadeli arayışlar arasında uyum
sağlamak ve dengeyi bulmak insanın elindedir. Ve varolmaya devam etmek istiyorsa
insan için zaruridir.
***
Tarih
boyunca insanlar doğuda ruhlarını keşfetmek için aklı yadsıyarak inzivaya
çekildiler ve ruhlarını güçlendirdiler. Batıda duyguyu yadsıyarak aklı
geliştirdiler. Biz onların tam ortasında çok özel topraklarda, her birinin
çıkarımlarını hissederek ve duyumsayarak yaşadık. Onların arasındaki sentezi
yapmak yine bizim işimiz. Artık ne inzivaya çekilmemiz gerekiyor ne de kendimizi
robotlaştırmamız. Onların oluşturduğu tekniklerle birleşenlerimizi keşfedebilir
ve geliştirebilir ve daha sonra yepyeni keşiflere ulaşabiliriz.
***
Bu
toprakların bize söylemek istediği büyük bir gerçek var. Unutulmuş, yitirilmiş,
bir bilgi olarak belki kaybedilmiş ama duygu olarak perde perde köklerimize,
yaptığımız her şeyin temeline yayılmış bir gerçek. Bütün korkularımızın en temel
nedenine indiğimizde bu nedeni yıkabilecek kadar cesur, bütün güvensizliğimizi
bizden alabilecek kadar güçlü, ve en son keşiflerle bile yıkılmayacak kadar
doğru..
Varoluşun her
varlığa dağılmış damlalardan oluşan bir okyanus olduğu gerçeği..
Sadece diğer bir
insanla neredeyse aynı olmamızı sağlamasından öte, bizi diğer tüm varlıklarla da
birleştiren bir şey...
.