Ana Sayfa | Meditatif dans | İletişim | Basın Odası | Quote
  Duruşu düzeltmek en büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt,  insanı yok edecek  sürece sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da kaynağıdır.”

                                        

                                   yaşam kabarcıkları

 
 

 

Ünlü Alman işlev bilimcisi Pflüger dirimsel enerji ile ateş arasında azot ve karbon türeten işlevsel bir ilinti bulunduğunu düşlemiştir. Varsayımı doğruydu. Viyanalı Kammerer gibi büyük dirimbilimciler, elektrikle, mıknatıslılıkla doğrudan ilintisi bulunmayan özgül bir dirimsel enerji’nin bulunduğunu varsaymışlardır.

Kammerer: Dirim adını verdiğimiz doğal süreçlerde rastlanan kendine özgü bir enerjidir. Sadece ‘canlı cisim’ terimiyle gösterdiğimiz doğal yapılarda bulunmaz; en azından billurların oluşum sürecinde rol oynar. Bundan dolayı, her türlü yanlış anlamayı önlemek üzere ona dirimsel enerji değil, oluşturucu enerji adı verilmelidir. Bugün bilinen doğal enerji biçimlerinden hiçbirine indirgenemese de, doğaüstü bir yanı yoktur, gizemli bir ‘dirimsel güç’ değildir. (Aristo, Driesch)Biçim yaratıp değiştirmenin ve dirimin türlü görüngülerine bağlı sahici doğal enerjidir, tıpkı elektrik enerjisinin elektrikli görüngülere, kimyasal enerjinin de kimyasal dönüşümlere bağlı oluşu gibi. Bu dirimsel enerji, sıcaklığın devinime, devinimin de sıcaklığa dönüşmesi gibi, kimi koşullarda öbür enerji biçimlerine dönüşebilir, enerjinin saklanması yasasına ayak uydurur.

........

Zamanının en büyük bölümünü kendi içindeki doğal yaşamı kendi gözünden saklamaya harcayan varlık, kendi dışındaki yaşamı kavrayamaz. Yaşam varlığını da üreyip yayılmasını da ayıplama direğine bağlayan ve belirtilerini bilinçaltına iten canlı varlıklardan oluşmuş bir toplum dirimsel işlevlerini yürütemez. Bilimsel bilgileri olmadığı halde, dirimsel işlevle yalnız gizemciler, tasavvufçular – mystique’ler ilinti kurabilmişlerdi.

 


Akkor haline gelecek kadar ısıtılan ve sonra suyla şişirilen her madde mavi enerji kabarcıklarından oluşmakta ya da ayrıştığı zaman bu kabarcıklar ortaya çıkmaktadır. Pişmiş besinler, yumurta sarısı ve iki binlik büyütmeyle bakıldığında bütün vitaminlerin  ışığı müthiş kıran, biçimleri düzensiz mavi kabarcıklardan oluştukları görülür. Kan serumu için de durum aynıdır. Plastositler, al ve ak yuvarlar canlı bir mavi ışık saçarlar. Durgun suda, tekhücrelileri besleyen bu mavi kabarcıklar kum gibi kaynar.

 

Hayvan kanının çevresine ışık saçması, ilk kez Gurwitsch tarafından bulunmuştur. Dirimsel doğabilim açısından alyuvarlar acunsal enerjiyle dolu keseciklerden başka bir şey değildir. Başlıca özelliği, acunsal enerjinin ‘çekim gücü’dür.

 


 

Başlangıçta, toprak kökenli enerji kabarcıklarıyla alyuvarlar kendi başlarına devinirler. Ancak, yavaş yavaş, bir kümelenme görülür: genellikle, alyuvarlar kendilerinden daha büyük ve ağır bir enerji kabarcığının çevresinde toplanır, gittikçe yaklaşıp sonra ona değerler. Değdikleri an, güçlü bir ışıma göze çarpar. Cisimcikler birbirine doğrudan değmedikleri, 0.5-1 mikron uzaklıkta kaldıkları zaman, toprak kökenli enerji kabarcıklarıyla alyuvarlar arasında bağa benzeyen çok ışıklı bir köprü kurulur. Bu köprü güçlü titreşimler geçirir, belirli aralıklarla uzayıp, kısalır.

Toprak kökenli enerji kabarcıklarıyla alyuvarlar arasında kaynaşma olmaz, yalnızca bir ışın köprüsü kurulur. Aynı deney demir ve kömür kökenli enerji kabarcıklarıyla yinelenebilir. Ancak, toprak kökenli enerji kabarcıklarıyla mikroptan arıtılmış kandan türetilmiş mavi kabarcıklar ya da öbür proteidler birbirlerinin içine girerler.


 

Acunsal enerji kabarcıkları canlı maddenin bütün temel işlevlerini yerine getirirler: çekim, ışıma, ışın köprüsü ve kaynaşma. Bu işlevler dirimsel enerji kabarcıklarının en belirgin nitelikleridir, çünkü acunsal enerji yüklerini yitirmiş yaşam kabarcıklarında görülmezler. Demek ki temelleri madde değil, enerjidir. Acunsal yaşam enerjisinin kendine özgü işlevleridirler, mıknatıslılıkla, elektrikle hiç ilgileri yoktur.


 

Canlı hücre maddesi, makinede bulunmayan niteliklerinin yardımıyla işlemektedir. Belli bir yapıya sahip olmadan işlemektedir. Varlığını, maddesel bir yapıyla değil, özümlemeyle çözülme arasında kurulan bir dengeyle, yani bir işlevle sürdürür. İşlev kesildiği an, özdeksel yapı bozulur. Özdeksel yapı bile canlı hücre maddesinin işlevine bağlıdır.

………………

Dirimsel yürek atmasında gözlediğimiz açılıp-kapanma’dan bütün öbür karmaşık işlevleri çıkarmak elimizdedir. Canlı özdek, cansız özdeğin tersine, yürek atışına benzer bir titreşim içindedir. Bize, dirimsel- türeyimin (biogenes’in) gizini açan anahtarı kıpırtısızlıktan yürek atışına geçiş sağlar.  


Genel devinme isteksizliği, haz kaygısı ve düşme korkusu Reich için köreltici dirimsel bozukluk belirtileridir; ‘Düşme kaygısıyla denge duygusunun bozulmasını birbirine bağlarsak, düşme korkusunun denge bozukluğuna yol açmadığını, tersine denge yetisindeki bozukluğun düşme korkusu yarattığını görürüz. Düşme korkusu vücudun sinir ağındaki dirimsel bozukluğun nedeni değil, akıl düzeyindeki anlatımıdır.’

 

HAVAKÜREDEKİ YAŞAM ENERJİSİNİN GÖRÜLÜR KILINMASI

 

Birkaç hafta boyunca, boş kutudaki ışımayı inceledim. Hiçbir değişime rastlayamadım. Hava ister güneşli ister yağmurlu, ister nemli ister kuru, ister gündüz ister gece olsun, ışın- yayımı aynıydı. Demek ki, güneşe bırakılmış kauçuk eldiven gibi, doğrudan güneş ışınlarından geliyor olamazdı. ‘Her yerden’ geliyordu: geriye, bu ‘her yer’ sözcüğüyle ne demek istediğimizi belirtmek kalıyordu.

 

1940 yazında, tatile çıktım ve New- England’ın Maine bölgesinde dolaştım. Bir gece, henüz çözemediğim bilmecelerin ağırlığı altında, gölün üstündeki göğe bakıyordum. Ay Batı’da, ufuk çizgisine yakın bir yerdeydi; Doğu’da, göğün tam karşı kesiminde, pırıl pırıl parlayan yıldızlar gözüme çarptı. Göğün en tepesindeki yıldızların, ufka yakın olanlardan daha az parladıklarını şaşkınlıkla fark ettim. Yıldızların yanıp sönmesi ışığın dört bir yana yayılmasına bağlı idiyse, parıltının her yerde aynı yoğunlukta olması, ayın yakınındaysa artması gerekirdi. Oysa, tam tersiydi.

Hemen bir tahta boru kaptım, içinden birkaç yıldıza baktım. Derken, salt rastlantıyla, tüm o yıldızlar arasında, göğün kapkaranlık bir noktasına çevirdim gözümü. Büyük bir şaşkınlıkla, yalın dürbünümün yuvarlak görüş alanı içersinde son derece canlı bir yanıp sönme, ardından da göz kamaştırıcı ışık çizgileri gördüm. Boruyu aya doğru çevirdikçe, görüngü yavaş yavaş yok oldu. Özellikle göğün en karanlık noktalarında, yıldızların arasında göze çarpıyordu. Deney aygıtımda kaç kez incelediğim yanıp sönmelerin, parıltıların, ışıklı nokta ve çizgilerin aynısıydı bunlar.  Deney kutum gizemini yitirmişti, görüngü açıklanıyordu: İçinde yaşam kabarcığı üretilen deney tüplerinin bulunmadığı kutumdaki ışıma havaküreden geliyordu. Havaküre, o güne dek hiç sözünü işitmediğim bir enerjiyle doluydu.

 

 

WILHELM REICH .. 1942 -1945   ‘The Discovery of the ORGONE’

Çeviri: Bertan Onaran – 1983. Payel

 

 

 

yukarı

 

www.meditatifdans.com

e-mail: bilgi@meditativedance.com

 

 

© Quote, 2004 -Web sitesi içeriği kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
 

 

 



DHTML Menu / JavaScript Menu -Created using OpenCube NavStudio Software.