|
Yaşamından
kesitler...
Mevlana o
zamanlarda beş yaşındaydı. Ülke ülke dolaşacakları, yalnızlıklardan süzülüp yeni
hikayelere kurulacakları yolculuklarına çıkarken. Babası Bahaeddin Veled,
kendisinden iki yaş büyük ağabeyi Çelebi Alaeddin Mehmet ve Mevlana. Mevlana,
doğduğu yer olan Afganistan’ın Horasan yöresindeki Belh şehrinden ayrılıyordu.
Yıl 1212. O güzel Belh şehri, peygamberleri katleden Kudüs’e dönüşmüştü. Herkes,
Moğolların yöreyi istila edeceklerinden ve Alaeddin Sultan’ın hakimiyetinin sona
ereceğinden bahsediyordu. Ağlaşmalar, kara kıştaki yağmur misali aralıksız
sürüyordu. Eski İran kitapları’nda aktarıldığına göre Bahaeddin Veled bu şartlar
altında gitmeye karar vermişti.

Bahaeddin Veled,
‘ulemalar sultanı’ lakabı ile halkın ruhuna egemen olan bir ermişti. Sadece bir
hatip ve bilge değil, aynı zamanda dürüst ve ödün vermez bir hakimdi. O, kılıç
ve tehditle değil, fakat yumuşak davranışı ve tatlı konuşması ile insanları
fethederdi.
Yolları art arda
geçip masal beldeye, Bağdat’a ulaştılar. Güç ve güzellikle bezenmiş şehir. Bol
minareleri, gururlu vecdleri ve kale burçları ile dillere destan şehir, pırıl
pırıl yanan değerli bir taş. Saray erkanı yollarını kesip Bahaeddin Veled’e
‘Kimlersiniz, nereden geliyorsunuz’ deyince Bahaeddin Veled ‘Tanrı’dan gelip
Tanrı’ya gidiyoruz’ dedi. Bunu söyleyen Belh’deki Bahaeddin Veled’den başkası
olamazdı. Halife, altın bir tabağa üç bin mısır dinarını koydu ve bununla
Bahaeddin’i davet etmelerini emretti. Bahaeddin, önünde saygıyla eğilen şeyhin
bu davranışından çok etkilendi. Ancak halifenin gönderdiği dinarları reddetti.
Sefahate batmış ellerden gelen herhangi bir hediyeyi kabul etmenin kendisi için
zül olacağını söyledi. Halife tüm bu olanı duyduğunda tarif edilemez bir
üzüntüye kapıldı. O zamanlar insanlar tek bir sözle dahi durumlarını idrak
ederek yıkılabilirdi. Bahaeddin, Bağdat’tan ayrılana dek Halifenin davetlerini
geri çevirdi. ‘Maneviyatla ilgilenen kimselerin kral saraylarında işi yoktur.’
Moğolların gelişi
yakındı. Bahaeddin Veled Bağdat’tan ayrılıyordu. Cengiz Han, Orta Asya’dan
çıktığı yolunda Hazar denizinin etraflarına gelmişti. Geçtikleri her yerde,
arkalarında tek bir canlı bırakmaksızın her şeyi yok etmekte idiler.
Bahaeddin Veled ve
peşine takılanların oluşturduğu bilge kervanın yeni hedefi Mekke idi. Kabe’ye
gittiklerinde Mevlana inanç hakkında düşünmeye başladı. İnancını aklıyla
buluşturmayı istemeye başladı. Daha sonra Şam’a vardılar. Şehre girdiklerinde
tüm Şam ayağa kalktı. Şehrin ileri gelenleri, ulemalar ve din adamları onları
karşılamaya koştular. Ancak Onlar hüzünlüydü. Akıllarında memleketleri Belh ve
onun güzelliği ve de felaketi vardı. Moğollar şehri ateşe verip tüm o güzelliği
yakmışlardı. Etraflarına koca bir kalabalık toplanmış olsa da baba ile oğul
kendilerini yapayalnız hissediyordu.
İnsanlar ölüm
korkusu içindeydi. Moğollar endişesi tüm Asya’yı kaplamıştı. Mevlana insanların
ölümden neden böylesine korktuklarını düşünüyordu. Ölüm daima en büyük sırdır ve
insan düşüncesinin o büyük sırrı aşma çabası da hep boşunadır. Mevlana kendi
kendine bir sual sorar: ‘Sonunda ben neyim ki?. Artık bilemiyorum..’ ancak
katiyetle biliyordu ki kendisi sınırı aşmaya hazırdır.
Baba ile oğul,
yapayalnız olarak, yeniden yola koyulurlar. Karaman’a, Larende’ye gelirler.
Larende’de halkın çok saydığı, zengin ve bilge bir adam, Lala Şerafeddin
oturuyordu. Onlara evlerinde kalmalarını rica etti. Eve birçok İslam bilgini
geliyor, uzun gecelerde Tanrı’nın yüceliği konuşuluyordu. Moğol tehlikesi
çevredeydi ancak Karaman hala umutlanılabilir uzaklıktaydı.
Lala Şerafeddin’in
dillere destan güzellikte bir kızı vardı. Adı Gevher Hatun idi. Gözleri aşk iç
çekişmeleri ile dolu tatlı bir geceyi andırıyordu. Yaşmağını bir ucundan azıcık
kaldırdığında, tüm doğa gülümsüyor gibi oluyordu. Mevlana, 1223 yılında Gevher
Hatun ile evlendi. O zaman 19 yaşından büyük değildi.
Yedi sene
Karaman’da kaldılar. Mevlana, Neftaleim adında bir arkadaş edinmişti. Böylece
Tanrı’yı başka bir gözle de görüp, algılamaya başladı. Talmud felsefesinin en
derin bilginlerinin eğitimlerini aldı. Davut’un kitabının içeriği onu başka
başka diyarlarda gezdirdi.
Bu dünyanın
ötesinde kaç cennet vardı?

Ve Timotheos uzak
yollardan çıkıp geldi. Yalınayak, başı çıplak.. ve sırtında rüzgarın yırttığı
elbisesiyle. Kırk yıldır günahkarların af edilmeleri için dua ediyordu. Daha 16
yaşında baba ocağını terk etmişti. Bir deri bir kemik kalmış olarak 55’ine
varmıştı. Keşişlik ideali Mevlana’yı çarpmıştı. ‘Söyleneni duydunuz: yanındakini
sev ve düşmanından nefret et! Ama ben size, düşmanlarınızı seviniz, sizlere
beddua edenleri seviniz, sizlere kötülük edenlere yardım ediniz, demekteyim.’
Mevlana
düşünüyordu. Sürekli düşünüyordu. Ruhunun derinliklerinde fırtınalar esiyordu.
Esen fırtına ise, özgürlüğün ta kendisidir. İnsan, aklının gücü ve sanatın o
ölümsüz kudretiyle daha da özgür olur.
Senin İsa’n
kendimizi terk ve feda etmemizi emrediyor. Benim ise kendimden daha emin olduğum
hiçbir şeyim yok.. güzellik ile şiiri arzulayan kızıl kan ile dolu capcanlı bir
yürek..
Yahudiler,
Hıristiyanlar ve kendi soydaşları Müslümanlar inanç ve güç uğruna Filistin
topraklarında çarpışıyorlardı. Mevlana düşünüyordu; bir kimsenin Yahudi veya
Hıristiyan veyahut Müslüman olmasının, o tek ve yüce ve de yalın, kendinden
menkul ve de her zaman elde edilemeyen Gerçek’in karşısında ne anlamı olabilirdi
ki?
Sevgi kendi içinde
belirliliği de kapsar. Sevgi ile ölümü ve nefret ettiğin her şeyi de sevebilir
misin? İnsan olma tayfının birbirine karşıt her iki ucuna erişebilirsen başka
hiçbir şeye ihtiyacın olmaz. O zaman sen doymaz açlığının ve dinmez susuzluğunun
içinde doyumun ta kendisi olursun. Kaybolmuş dünyaların içinde varoluşun ta
kendisisin. Sevginin has ellerinden başka bir şey olmayan kendi öz ellerinle
yeni dünyaları sen yaratırsın.
Ne zaman yeni bir
şehirde kalsalar, etraflarını çevreleyen melekler ve ruhlar bilinmeyen yolları
gösterir ve kulaklarına fısıldarlardı.
-
Daha gidilecek yol var!
Ve beldeden beldeye
geçtiklerinde o ruhlar:
-
Daha geçeceğiniz epeyce yol var!
Derlerdi. Ve
sürekli
-
Daha ileri. Yürüyünüz. Daha da ileri.
***
Devamı yakında...
yukarı
www.meditatifdans.com
e-mail: bilgi@meditativedance.com
|