Meditatif dans | İletişim | Dersler | Basın Odası | Quote
   


2007 Mevlana Yılını Kutluyoruz

Doğumunun 800. yılında Mevlana

   

Ders yerleri ve saatlerini öğrenmek  için tıklayın..

 
 

 

E-mail listemize katılın, etkinliklerimizden ilk siz haberdar olun.. tıkla

Bu benim belki de yıllardır yaptığım en güzel şey... Tuhaf ve uçsuz bucaksız bir derinlikle bağ kurmuş olduğumu hissediyorum. Burada gördüğüm çeşitlilik, iyi niyet ve gelişim için duyulan istek inanılmaz..." Devamı

 

Yaşamından kesitler...

 

Mevlana o zamanlarda beş yaşındaydı. Ülke ülke dolaşacakları, yalnızlıklardan süzülüp yeni hikayelere kurulacakları yolculuklarına çıkarken. Babası Bahaeddin Veled, kendisinden iki yaş büyük ağabeyi Çelebi Alaeddin Mehmet ve Mevlana. Mevlana, doğduğu yer olan Afganistan’ın Horasan yöresindeki Belh şehrinden ayrılıyordu. Yıl 1212. O güzel Belh şehri, peygamberleri katleden Kudüs’e dönüşmüştü. Herkes, Moğolların yöreyi istila edeceklerinden ve Alaeddin Sultan’ın hakimiyetinin sona ereceğinden bahsediyordu. Ağlaşmalar, kara kıştaki yağmur misali aralıksız sürüyordu. Eski İran kitapları’nda aktarıldığına göre Bahaeddin Veled bu şartlar altında gitmeye karar vermişti.

 

 

 

 

Bahaeddin Veled, ‘ulemalar sultanı’ lakabı ile halkın ruhuna egemen olan bir ermişti. Sadece bir hatip ve bilge değil, aynı zamanda dürüst ve ödün vermez bir hakimdi. O, kılıç ve tehditle değil, fakat yumuşak davranışı ve tatlı konuşması ile insanları fethederdi.

 

Yolları art arda geçip masal beldeye, Bağdat’a ulaştılar. Güç ve güzellikle bezenmiş şehir. Bol minareleri, gururlu vecdleri ve kale burçları ile dillere destan şehir, pırıl pırıl yanan değerli bir taş. Saray erkanı yollarını kesip Bahaeddin Veled’e ‘Kimlersiniz, nereden geliyorsunuz’ deyince Bahaeddin Veled ‘Tanrı’dan gelip Tanrı’ya gidiyoruz’ dedi. Bunu söyleyen Belh’deki Bahaeddin Veled’den başkası olamazdı. Halife, altın bir tabağa üç bin mısır dinarını koydu ve bununla Bahaeddin’i davet etmelerini emretti. Bahaeddin, önünde saygıyla eğilen şeyhin bu davranışından çok etkilendi. Ancak halifenin gönderdiği dinarları reddetti. Sefahate batmış ellerden gelen herhangi bir hediyeyi kabul etmenin kendisi için zül olacağını söyledi. Halife tüm bu olanı duyduğunda tarif edilemez bir üzüntüye kapıldı. O zamanlar insanlar tek bir sözle dahi durumlarını idrak ederek yıkılabilirdi. Bahaeddin, Bağdat’tan ayrılana dek Halifenin davetlerini geri çevirdi. ‘Maneviyatla ilgilenen kimselerin kral saraylarında işi yoktur.’

 

 

Moğolların gelişi yakındı. Bahaeddin Veled Bağdat’tan ayrılıyordu. Cengiz Han, Orta Asya’dan çıktığı yolunda Hazar denizinin etraflarına gelmişti. Geçtikleri her yerde, arkalarında tek bir canlı bırakmaksızın her şeyi yok etmekte idiler.

 

Bahaeddin Veled ve peşine takılanların oluşturduğu bilge kervanın yeni hedefi Mekke idi. Kabe’ye gittiklerinde Mevlana inanç hakkında düşünmeye başladı. İnancını aklıyla buluşturmayı istemeye başladı. Daha sonra Şam’a vardılar. Şehre girdiklerinde tüm Şam ayağa kalktı. Şehrin ileri gelenleri, ulemalar ve din adamları onları karşılamaya koştular. Ancak Onlar hüzünlüydü. Akıllarında memleketleri Belh ve onun güzelliği ve de felaketi vardı. Moğollar şehri ateşe verip tüm o güzelliği yakmışlardı. Etraflarına koca bir kalabalık toplanmış olsa da baba ile oğul kendilerini yapayalnız hissediyordu.

 

İnsanlar ölüm korkusu içindeydi. Moğollar endişesi tüm Asya’yı kaplamıştı. Mevlana insanların ölümden neden böylesine korktuklarını düşünüyordu. Ölüm daima en büyük sırdır ve insan düşüncesinin o büyük sırrı aşma çabası da hep boşunadır. Mevlana kendi kendine bir sual sorar: ‘Sonunda ben neyim ki?. Artık bilemiyorum..’ ancak katiyetle biliyordu ki kendisi sınırı aşmaya hazırdır.

 

Baba ile oğul, yapayalnız olarak, yeniden yola koyulurlar. Karaman’a, Larende’ye gelirler. Larende’de halkın çok saydığı, zengin ve bilge bir adam, Lala Şerafeddin oturuyordu. Onlara evlerinde kalmalarını rica etti. Eve birçok İslam bilgini geliyor, uzun gecelerde Tanrı’nın yüceliği konuşuluyordu. Moğol tehlikesi çevredeydi ancak Karaman hala umutlanılabilir uzaklıktaydı.

 

Lala Şerafeddin’in dillere destan güzellikte bir kızı vardı. Adı Gevher Hatun idi. Gözleri aşk iç çekişmeleri ile dolu tatlı bir geceyi andırıyordu. Yaşmağını bir ucundan azıcık kaldırdığında, tüm doğa gülümsüyor gibi oluyordu. Mevlana, 1223 yılında Gevher Hatun ile evlendi. O zaman 19 yaşından büyük değildi.

 

Yedi sene Karaman’da kaldılar. Mevlana, Neftaleim adında bir arkadaş edinmişti. Böylece Tanrı’yı başka bir gözle de görüp, algılamaya başladı. Talmud felsefesinin en derin bilginlerinin eğitimlerini aldı. Davut’un kitabının içeriği onu başka başka diyarlarda gezdirdi.

 

Bu dünyanın ötesinde kaç cennet vardı?

 

 

 

 

Ve Timotheos uzak yollardan çıkıp geldi. Yalınayak, başı çıplak.. ve sırtında rüzgarın yırttığı elbisesiyle. Kırk yıldır günahkarların af edilmeleri için dua ediyordu. Daha 16 yaşında baba ocağını terk etmişti. Bir deri bir kemik kalmış olarak 55’ine varmıştı. Keşişlik ideali Mevlana’yı çarpmıştı. ‘Söyleneni duydunuz: yanındakini sev ve düşmanından nefret et! Ama ben size, düşmanlarınızı seviniz, sizlere beddua edenleri seviniz, sizlere kötülük edenlere yardım ediniz, demekteyim.’

 

Mevlana düşünüyordu. Sürekli düşünüyordu. Ruhunun derinliklerinde fırtınalar esiyordu. Esen fırtına ise, özgürlüğün ta kendisidir. İnsan, aklının gücü ve sanatın o ölümsüz kudretiyle daha da özgür olur.

 

Senin İsa’n kendimizi terk ve feda etmemizi emrediyor. Benim ise kendimden daha emin olduğum hiçbir şeyim yok.. güzellik ile şiiri arzulayan kızıl kan ile dolu capcanlı bir yürek..

 

Yahudiler, Hıristiyanlar ve kendi soydaşları Müslümanlar inanç ve güç uğruna Filistin topraklarında çarpışıyorlardı. Mevlana düşünüyordu; bir kimsenin Yahudi veya Hıristiyan veyahut Müslüman olmasının, o tek ve yüce ve de yalın, kendinden menkul ve de her zaman elde edilemeyen Gerçek’in karşısında ne anlamı olabilirdi ki?

 

Sevgi kendi içinde belirliliği de kapsar. Sevgi ile ölümü ve nefret ettiğin her şeyi de sevebilir misin? İnsan olma tayfının birbirine karşıt her iki ucuna erişebilirsen başka hiçbir şeye ihtiyacın olmaz. O zaman sen doymaz açlığının ve dinmez susuzluğunun içinde doyumun ta kendisi olursun. Kaybolmuş dünyaların içinde varoluşun ta kendisisin. Sevginin has ellerinden başka bir şey olmayan kendi öz ellerinle yeni dünyaları sen yaratırsın.

 

Ne zaman yeni bir şehirde kalsalar, etraflarını çevreleyen melekler ve ruhlar bilinmeyen yolları gösterir ve kulaklarına fısıldarlardı.

-         Daha gidilecek yol var!

Ve beldeden beldeye geçtiklerinde o ruhlar:

-         Daha geçeceğiniz epeyce yol var!

Derlerdi. Ve sürekli

-         Daha ileri. Yürüyünüz. Daha da ileri.

 

                                          ***


                                                                 Devamı yakında...

 

yukarı

 

 

 

www.meditatifdans.com

e-mail: bilgi@meditativedance.com

 

 
 

 

Meditatif dans temelini bir his ve hareket konsantrasyonu olan Mevlevilerin dansından alıyor. Tasavvuf tarihine kısa bir bakış için tıklayın..

 

 

 

 

 

 

‘İnsanların en az bilgi sahibi oldukları şey kendi vücutları ve bu maalesef gerçek hislerine ve benliklerine de ne kadar uzak olduklarını gösterir. Vücut sırlarla ve sürprizlerle dolu bir evrendir’

                     Nephes

 

© Quote, 2004 -Web sitesi içeriği kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


DHTML Menu / JavaScript Menu -Created using OpenCube NavStudio Software.