|
“Duruşu düzeltmek en
büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir
amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi
yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun
sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın
doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt, insanı yok edecek sürece
sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu
dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da
kaynağıdır.”
“Duruşu düzeltmek en
büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir
amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi
yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun
sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın
doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt, insanı yok edecek sürece
sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu
dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da
kaynağıdır.”
Daha önce bütünün parça
ile ilişkisinden, kendi iç dengesinden bahsetmiştik. Daha önce insan
aklının varlığı ile oluşturduğu çelişkiden, limitlerinden ve
ulaşabileceklerinden bahsetmiştik. İnsan evren içinde bir nokta, ve
algıları da evrenini ve dünyasını gerçekte olduğu gibi algılayamayacak
kadar sınırlı. Richard Dawkins (*Dawkins,1986) insanın avlayıcılık,
toplayıcılık ve üreme becerileriyle nihai amacı hayatta kalma ve çoğalma
olan, en fazla yüz yıllık bir zaman dilimini algılama
kapasitesini kullanan,
çoğunlukla bu kısa zaman vadesi sınırlılığında düşünmeye yatkın
bir varlık olduğunu
anlatıyor.
İkiliklerin
neden var olduğu sorusuna cevap uzun zaman önce verildi. Onlar var olabilmek ve zıtlıkların oluşturduğu bütüne ulaşabilmek için birbirine
muhtaçtı. Cevap halen geçerliliğini koruyor, fakat bütünün yalnızca iki
kanatlı olmadığını; elektron ve protondan
daha küçük yapı taşları olan kuarklara bağlandığını da biliyoruz. Einstein’in
rölativite teorisine göre uzay zamanın herhangi bir noktası kesinlik
taşıyor olabilseydi, buna göre geleceğin ve geçmişin de değiştirilemeyecek
şekilde belirlenmiş olduğu kabul edilebilirdi. Matematik tablolarında
gelecek ve geçmişin simetrik olduğu düşüncesi kabul görmüştü. Ancak hiçbir
nokta kesinlik taşıyamaz, gözlemcinin nerede nasıl durduğuna göre noktanın
tavrı değişebilir.
Görünmeyen, bir ağırlığı
ya da uzunluğu olmayan şeyler de varlığını sürdürür;
George Cantor, on dokuzuncu yüzyılda yaşayan bir bilim adamıdır. Bir doğru üzerinde var olan
sınırsız sayıdaki nokta fikri onu büyülüyordu. Cantor bu noktalardan başka
bir şeyin var olup olmadığını merak etti. Başlangıç noktasından belli bir
oran uzaklığındaki noktalar alındığında ve bu işlem sürdürüldüğünde ne
olacağını merak etti. Cantor klasik fraktalların bazı şeylerin geri
alınmasıyla oluştuğunu fark etti. Onun operasyonu noktaların tozcuklarını
yarattı, bu yüzden adları Cantor tozları olmuştur.

Cantor tozunu anlamak
için bir doğru ile başlayın, doğruyu üç
eşit bölüme ayırın ve ortadaki
bölümü çıkarın; geriye birbirinden ayrı iki doğru kalacaktır. Bu doğruları
da aynı şekilde üç bölüme ayırın ve devam edin.
Cantor seti kalan
noktaların tozlarıdır. Bu noktaların sayısı sonsuzdur, ancak toplam
uzunlukları sıfırdır. Sonraları Yale
Üniversitesi Profesörü Mandelbrot, Cantor setinin elektronik
iletişim hattında meydana gelen sayısız hataların
bir modelini verdiğini gördü.
Bu sayede mühendisler hatasız trans-iletişimi keşfetti. Ufak ölçeklerde
yaptıkları analizlerde hatasız periyodları keşfettiler.
‘Fraktallar gerçek
hayatlarla ilgili ne yapabilirler?’, ‘Bu büyüleyici imajların arkasında
gerçek bir amaç mı var?’
Şaşırtıcı ama cevap
evettir. Art Matrix’de bilgisayar mühendisi olan Homer Smith ‘Fraktalları seviyorsunuz, çünkü onlardan oluşuyorsunuz. Fraktallarsız olamazsınız,
çünkü kendiniz olmadan yapamazsınız' diyerek onlara olan hayranlığını
belirtiyor.. Fraktallar bizlerle birlikte biyolojik dünyanın büyük
bölümünü de kaplıyor. Bulutlar, kanallar, damarlar, sinirler ve
bronşlar
ağaç fraktal organizasyonun çeşitlerini oluşturur. Ağaçlarda, kıyılarda
fraktalları seyrederiz. Kan dolaşımının bölgesel dağılımında, proteinlerin
yüzeylerinde ve arthropod beden uzuvlarının dağılımında gözlemlenebilirler.
Değişen sayı + sabit
sayı = sonuç
Lorenz kompleks,
dinamik sistemlerin düzen gösterdiğini, fakat asla tekrar etmediğini
ispatladı. Dünyamız dinamik ve kompleks bir sistem olarak sınıflandırılır,
hayatlarımız, havamız, deneyimlerimiz tekrar etmezler; fakat paternler
oluştururlar.

Koch Snowflake iyi
bilinen, basit bir fraktal imajdır; mükemmelliği
sembolize eder.
Fraktalların içerdiği
kavramları anlamak ve kavramak, biyolojik anlayışta bir dönüm noktası.
Fraktallar kaos teorisinin şüphesiz en ilginç dallarından biri.
Kaynak:
www.duke.edu
Kaos II
Kaosun 4 çekicisi
yukarı
www.meditatifdans.com
e-mail: bilgi@meditativedance.com
|