Meditatif dans | İletişim | Dersler | Basın Odası | Quote
    Duruşu düzeltmek en büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt,  insanı yok edecek  sürece sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da kaynağıdır.”

 

Duruşu düzeltmek en büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt,  insanı yok edecek  sürece sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da kaynağıdır.”

2 dünya, 7 EV

 

   

Ders yerleri ve saatlerini öğrenmek  için tıklayın..

 
 

 

E-mail listemize katılın, etkinliklerimizden ilk siz haberdar olun.. tıkla

Bu benim belki de yıllardır yaptığım en güzel şey... Tuhaf ve uçsuz bucaksız bir derinlikle bağ kurmuş olduğumu hissediyorum. Burada gördüğüm çeşitlilik, iyi niyet ve gelişim için duyulan istek inanılmaz..." Devamı

Duruşu düzeltmek en büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt,  insanı yok edecek  sürece sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da kaynağıdır.”

Yaratılış ve Birikimli Seçilim

‘Bilim gidebildiği yere kadar ilerlediğinde, aklın doğaya vermesi gerektiğinden çok daha fazlasını doğadan aldığını anladık. Bilinmeyenin kıyılarında acayip ayak izleri bulduk. Bu ayak izlerinin kökenini açıklayabilmek için sağlam teoriler kurduk. Ve sonunda bu ayak izini bırakan canlıyı yeniden üretmeyi başardık. O da ne? Bu iz bize aitti.!’

                                                                    A. Eddington

Kozmolojinin öncülerinden E.A. Milne, 1935 yılında basılan başyapıtı olan “Görelilik, Kütle çekimi ve Evrenin Yapısı” adlı kitabında şöyle bir sonuca varıyordu: ‘Evreni benzettiğimiz sistem, anlaşılabilir bir sistemdir. Yaratılış adını verdiğimiz yüce mantıksızlıktan başka hiçbir mantıksızlık içermez. Yaratılış da aslında fiziğe göre mantıksızlık olabilir ama metafiziğe göre değildir... Teorik kozmoloji daha derin felsefi bir araştırmanın başlangıç noktasıdır.’

Bazı bilim adamları, teologlara göre evrenin başlangıcının nasıl olduğunu anlamak için savaşı kabul ettiler. Astronom Jastrow, kozmoloji uzmanlarının ikilemini, teologlarca da çok sevilen şu sözlerle tanımladı: ‘Sanki bilim, yaratılışın üzerindeki giz perdesini kaldırmayı hiçbir zaman başaramayacakmış gibi görünüyor. Mantığın gücüne inanan bilim adamı için öykü, kötü bir rüya gibi bitiyor. Cehalet dağlarına tırmanmıştır; tam en yüksek tepeyi fethetmek üzere yolunun üzerindeki son kayayı aştığı sırada yüzyıllardır orada oturan teologlar (din adamları) tarafından karşılanmıştır.’

Stephen Hawking’in işaret ettiği gibi, zamanın ve uzayın başlangıcı gibi kavramların, gelişmekte olan Kuantum kütle çekimi teorisinden sonra tanımlanması daha uygun olur. Bu durumda uzay-zamanın herhangi bir sınırı yoktur. Evrenin sınır şartı, hiçbir sınırın bulunmamasıdır. Evren kendini içerir ve kendi dışındaki hiçbir şeyden etkilenmez. Yaratılamaz ve yok edilemez. Yalnızca olur. Bir başka deyişle, her zaman böyle olduğu için şu anda da böyledir.[1]

Kör Saatçi

Richard Dawkins, birikimli seçilim teorisini açıklamak için yazdığı kitabına şöyle başlıyor;

‘Varlığımız bir zamanlar gizemlerin en büyüğü idi fakat artık çözümlendiği kanısındayım. Gizemi Darwin ve Wallace çözdüler, biz onların çözümüne dipnotlar eklemeyi sürdürüyoruz. Pek çok insanın bu derin soruya getirilen zarif ve güzel çözümden haberinin olmaması, hatta inanılmaz bir şekilde böyle bir soru olduğunun farkında bile olmaması beni şaşırttığı için bu kitabı yazdım. Varoluşumuza ilişkin esin vermeyi istiyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse, tüyleri diken diken edecek bir gizem bu.

Gizem büyüktür:

Bilgisayarlar bilinçli tasarlanırlar ve bilerek imal edilirler. Bilgisayardaki sözcükleri anlamaya yarayan beynimiz ise, yaklaşık on milyar kilo nöron içerir. Bu milyarlarca sinir hücresinin çoğunda, her hücreyi başka hücrelere bağlayan ‘elektrik telleri’ var. Bunun da ötesinde, moleküler genetik düzeyinde, vücuttaki bir trilyondan fazla hücrenin her biri bir bilgisayarın

bin katı, kesin bir doğrulukla şifrelenmiş dijital bilgi içeriyor. Canlıların karmaşıklığı, tasarımlarındaki zarif verimle uyum içinde.

Çözüm ise zarif:

Darwin’ci dünya görüşü yalnızca doğru değil, varoluşumuzun gizemini çözebilecek tek kuramdır. Tek oluşu, kuramı iki misli daha tatmin edici hale getiriyor. Darwincilik sadece bu gezegende değil, evrenin yaşam barındırabilecek her yerinde doğrudur.

Darwincilik, şaşırtıcı derecede yalın bir kuram, özünde, kalıtsal çeşitliliğin olduğu yerde, gelişigüzel olmayan üreme biçiminin uzun erimli sonuçları olacağını söylüyor. Fakat unutmayalım ki, ne kadar yalın gözükse de, on dokuzuncu yüzyılın ortalarında Darwin ve Wallace akıl edene dek, yani Newton’un Principia’sından 300 sene sonrasına dek, bu kuram kimsenin aklına gelmedi. Nasıl oldu da böylesine yalın bir fikir Newton, Galileo, Descartes ve Aristoteles düzeyindeki düşünürler tarafından keşfedilemeden kaldı? Ve böylesine güçlü bir fikir nasıl oluyor da hala yaygın bilinç tarafından benimsenmeden kalabiliyor?

Richard Dawkins, insan beyninin özel olarak Darwinciliği yanlış anlamak ve inanılması güç bulmak için tasarlanmış gibi olduğunu söylüyor. Ve bunu şöyle açıklıyor: Darwinciliğe inanmamamızın nedenlerinden biri de, beyinlerimizin evrimsel değişime özgü zaman ölçeğinden tümüyle farklı zaman ölçeklerinde geçen olaylarla uğraşmak üzere yapılanmış olmasıdır. Saniyeler, dakikalar, yıllar ya da en fazla on yıllar alan süreçleri anlamak üzere donanmışız. Oysa Darwincilik, tamamlanması yüz binlerce, milyarlarca yıl sürecek kadar yavaş gerçekleşen birikim süreçlerine ilişkin bir kuramdır. Neyin olası olduğuna ilişkin tüm yargılarımız bu ölçekte müthiş yanlış çıkıveriyor.

Darwinciliğe karşı olanların en büyük iddiası, bu derecede bir rastlantının var olamayacağıdır. Dawkins ise bunun bir rastlantı olmadığını ve birikimli seçilim olduğunu söylüyor.

Karmaşık nesnelerin rastlantı ile bir araya gelmiş olması gerçekten olasılık dışıdır. Ancak karmaşık bir şey, daha yalın şeylerden, rastlantı sonucu varlık bulmuş olabilecek kadar yalın ilksel nesnelerden adım adım, kerte kerte gelişen birikimli dönüşümlerin bir sonucu olarak varlık bulabilir.

Oxford Üniversitesinden fizikokimyacı Peter Atkins, kitabı ‘Yaratılış’ta şöyle diyor: ‘Evrenin büyük bir bölümünün açıklanmaya ihtiyacı yoktur. Örneğin, filler. Moleküller bir kez rekabeti ve kendi görüntülerine sahip başka moleküller yaratmayı öğrendiler miydi, zamanı geldiğinde filler ve fillere benzeyen şeyler etrafta koşuşturmaya başlayacaktır.

Darwin’in keşfettiği ve tüm yaşam biçimlerinin varoluşunu ve bir amacı varmış gibi görünmesini açıkladığını artık bildiğimiz, kendiliğinden, bilinçsiz, kör sürecin, yani doğal seçilimin hiçbir amacı yoktur. Doğal seçilimin aklı ve düş gücü yoktur. Doğal seçilim geleceği planlamaz; geleceği görme yetisi yoktur; öngörüsü yoktur. Doğal seçilim hiçbir şeyi göremez. Doğal seçilimin doğanın saatçisi olduğu söylenecekse, bu saatçinin kör olduğu da eklenmelidir. [2]

Rastlantının antitezi gelişigüzel olmayan bir yolla hayatta kalabilmektir. Yaşamın karmaşık tasarımı üzerine öne sürülmüş tek açıklama, tek işler açıklama, yavaş yavaş ve kerte kerte gelişen birikimli seçilimdir.  

İki Evren

Öyleyse bu yoğun güç ne olabilir, ikinci bir gecenin varlığını hissettiren..

Zihnimizin mimarlarından biri Platon’a göre eksiksizlik gelecek dünyayı, ideal dünyayı beklemektedir. Evrende her şey ideali edimselleştirme özlemi içindedir: tüm şeyler için böyle davranmak içgüdüseldir.

Kendini duyularımıza sergileyen fenomenal dünya, olgusal dünyanın bir tasarımıdır. Öyleyse olgusal olan, ideal olana alt-güdümlüdür ya da onun altındadır. Dahası, fenomenal dünya olgusal dünyaya karşılık gelmek için sürekli çaba halindedir, başka bir deyişle kendini ideal dünya tarafından belirlenen buyurgan kalıba doğru şekillendirmeye çalışır.

Tanrı, sanatçı, kozmosu kaostan tasarlar; usta bir zanaatçı gibi, düzensiz ilksel özdeği, ideallerin tasarısına göre yeniden şekillendirerek düzenli dünyaya varlık kazandırır. Yeni yaratılmış dünyanın ruhu –idealler-  bedeni ile birleşir; ve bedene güzellik, düzen, iyilik, yön ve amaç veren ruhtur. Platona göre bireyin geçici duyusal yaşamı, ölümde sona erer ve birey o zaman kendisinden geldiği ve ona uymak zorunda olduğu ideal dünyadaki, olgusal evrendeki varoluşa geri döner. [3]

Peygamberlerin çoğu da diğer evrenlerden, diğer dünyalardan bahseder.

Son peygamberin bu iki dünyayı birleştiren eşiğe kadar yükseldiği, orada bir yüz ile karşılaştığı söylenir. Rivayetlere göre bu yüz kendisininkidir.

Birikimli seçilim ve yaratılış efsaneleri, bilimsel enerji çalışmalarıyla biraraya geldi. Yüzyıllardır aslında oldukları gibi..

Cevaplar insanın içine ve dışına yaptığı yolculuk ile gelişti ve içiçe geçti.

Doğu felsefelerinin işaret ettiği, enerji zihin dünyasında belirene kadar, evrim teorisinin vahşi yorumları, mükemmel ırk yaratma rüyalarına kadar, merceklerini saptırabilmişti.

Paralel evrenler

Paralel evrenler konusuyla ilgili ilk kapıyı açan kişinin Albert EINSTEIN olduğu biliniyor. Einstein'ın ünlü genel rölativite teorisinde paralel evrenleri birbirine bağlayan "köprülerden" söz edilir.

Einstein - Rosen Köprüsü

Einstein ve yakın çalışma arkadaşı Nathan Rosen'in bu kara delik tünelletini matematiksel olarak kabul ettikleri ve inceledikleri biliniyor. Einstein ve Rosen, bu çalışmalarının sonucunda şaşırtıcı bir şey keşfettiler: Kara Delik tünellerinin dibi yoktur! yani sonu yoktur.Burada, uçlarından birbirlerine bağlı iki huni söz konusudur.Birleştikleri nokta, tünelin "boğaz" kısmını oluşturur. Dolayısıyla tünelin bir ucundan giren bir nesne, merkezdeki ya da boğazdaki olağanüstü çekimin etkisiyle, tünelin öbür ucundan dışarı fırlatılır. Öyleyse öbür yanda ne vardır?  Öbür yan, yeni bir evrendir, ilkinden tamamıyla farklı bir evrendir bu. İşte bu iki evreni birbirine bağlayan tünele Einstein-Rosen köprüsü adı verilir.[4]

                                                             devamı yakında...


 

[1] Joseph Silk, 1997. Evrenin Kısa Tarihi. TÜBİTAK

[2] Richard Dawkins, 1986. Kör Saatçi.TÜBİTAK. Ankara

[3] Sahakian, 1990. Felsefe Tarihi, idea yayınları,istanbul

 

yukarı

 

 

 

www.meditatifdans.com

e-mail: bilgi@meditativedance.com

 

 
 

 

Meditatif dans temelini bir his ve hareket konsantrasyonu olan Mevlevilerin dansından alıyor. Tasavvuf tarihine kısa bir bakış için tıklayın..

 

 

 

 

 

 

‘İnsanların en az bilgi sahibi oldukları şey kendi vücutları ve bu maalesef gerçek hislerine ve benliklerine de ne kadar uzak olduklarını gösterir. Vücut sırlarla ve sürprizlerle dolu bir evrendir’

                     Nephes

 

© Quote, 2004 -Web sitesi içeriği kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


DHTML Menu / JavaScript Menu -Created using OpenCube NavStudio Software.