Meditatif dans | İletişim | Dersler | Basın Odası | Quote
    Duruşu düzeltmek en büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt,  insanı yok edecek  sürece sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da kaynağıdır.”

Duruşu düzeltmek en büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt,  insanı yok edecek  sürece sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da kaynağıdır.”

 

Hatırlamak

 

   

Ders yerleri ve saatlerini öğrenmek  için tıklayın..

 
 

 

E-mail listemize katılın, etkinliklerimizden ilk siz haberdar olun.. tıkla

Bu benim belki de yıllardır yaptığım en güzel şey... Tuhaf ve uçsuz bucaksız bir derinlikle bağ kurmuş olduğumu hissediyorum. Burada gördüğüm çeşitlilik, iyi niyet ve gelişim için duyulan istek inanılmaz..." Devamı

Geçmiş ve anılar hatırlandığı kadar varlar..

Hatırlamak yaratmanın eş ortağı

Marcel Proust, küçük yaşından beri nefes tıkanıklığına müptela imiş, bu yüzden bünyesi serilip serpilememiş, kavruk ve cılız kalmış; erginlik ve gençlik yıllarının büyük bir kısmı, kendisini sık sık yoklayan  krizler ve sıtmalarla yarı kür yerlerinde dolaşmak, yarı odasına kapanıp kalmakla geçmiş ve olgunluk çağına erdikten ölünceye kadar da hemen hiç yataktan kalkamamıştır. Gene bu inatçı, onulmaz dert yüzündendir ki, Proust’da, çocukluğundan beri bütün yakınlarının gözüne çarpan bir içlilik, bir alınganlık, bir ince hislilik, bir gönül coşkunluğu ve durmaksızın işleyen bir muhayyilenin had alametleri görülmüştür. Buna hekimler ‘hiper-sensibilite’ adını takmışlardı.

Proust için tek bir teselli kalmıştı; o da geçmiş zamanın iyi günlerini ‘hatırlamak’tı.  Bir kronometre gibi şaşmaz hafızası bu geçmiş zamanı dakikalarına, saniyelerine varıncaya kadar birer birer tekrar ediyor; çocukluğunda gördüğü bir aile sahnesinin, gençliğinde tanıdığı bir güzel kadın çehresinin, karşısında hayran kaldığı bir manzaranın, gezindiği deniz kıyılarının ve dinlediği bir müzik nağmesinin tesirlerini sanki, o anda duymaktaymış gibi yeniden yaşıyor; çoktan ölmüş annesinin tatlı ve şefkatli yüzünün alnından öpmek üzere kendine doğru eğildiğini görür gibi oluyor ve cemiyet hayatında rast geldiği, dostluk ve ahbaplık ettiği nice aşina simaların her birini, kendine mahsus karakteri, mizacı, ihtirası, fazileti veya ayıbı ile birer birer çağırıp etrafına topluyordu.

Proust, ömrünün bu en tatlı devirlerini kendi isteğiyle canlandırmağa çalışmamıştır. Bir koku, bir tat onun şuurunun altında yılların örtülerine bürünerek uykuya dalmış bir sürü duyguyu birdenbire uyandırmış, harekete geçirmiştir. Marcel Proust’un kendi tabirine göre bu hadise ‘gayri ihtiyari’ bir hafızanın eseridir ve bizim aklımızın, zekamızın bununla hiçbir münasebeti yoktur. Kelt’ler, kaybettiğimiz kimselerin ruhlarının bir hayvanda, bir nebatta veya cansız bir şeyin içinde saklanarak yaşamakta devam ettiğine inanmıştır. Proust bu iptidai akideyi çok doğru bulur ve der ki; Evet, bu ruhlar, bizim için ancak onların hapishanesi olan bir ağacın yanından geçeceğimiz veya bir nesneye sahip olacağımız güne kadar kayıptırlar. Fakat, bir çoğumuzun belki hiç idrak edemeyeceği bu gün geldi mi ruhlar titreşirler ve biz kendilerini tanır tanımaz onları büyüleyen sihir bozuluverir. Bu suretle, biz onları kurtarmışızdır; onlar da, bu sayede ölümü yenmişler ve bizimle beraber tekrar yaşamaya başlamışlardır. Bizim geçmiş günler dediğimiz de tıpkı böyledir. Geçmiş gün, zekanın nüfus bölgesi dışında, bizim ummadığımız bir maddi nesnenin içindedir ve onu keşfetmemiz ancak bu maddenin bizde uyandıracağı bir duyguya bağlıdır.

Dış alemin herhangi bir noktasıyla kendi iç dünyasının bir noktasında vaki olacak bir temastan, bir sürtünmeden, hafif veya kuvvetli bir sadmeden ‘gayri ihtiyari hafıza’ dediği melekenin silkinip uyanacağı eşref saati bekliyor. Fakat, Proust bir defa bu eşref saati, bir defa bu müstesna anı yakaladı mı, artık onu telden kaçırmamanın yolunu bilir. Uçsuz bucaksız bir fikir zincirlemesiyle yaşamakta bulunduğu zamanın boş ekranı üzerine, geçmiş günlerin duygularını kazımağa başlar. O emsalsiz sanat dehası da işe karışıp sihirli değneğini bu girift çizgiler üzerinde dolaştırınca o levhadan meydana bir engin orman çıktığını görürüz. Bu orman hayatın bütün uğultularıyla doludur.[1]    

 

[1] Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun  Marcel Proust’un Geçmiş Zaman Peşinde adlı eseri üzerine ön sözü, 1992, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul

 

 

Absurd Photos

Teori 1

Teori 2

Sosyal Adalet

sistem = 1

 

yukarı

 

 

 

 

 

www.meditatifdans.com

e-mail: bilgi@meditativedance.com

 

 
 

 

Meditatif dans temelini bir his ve hareket konsantrasyonu olan Mevlevilerin dansından alıyor. Tasavvuf tarihine kısa bir bakış için tıklayın..

 

 

 

 

‘İnsanların en az bilgi sahibi oldukları şey kendi vücutları ve bu maalesef gerçek hislerine ve benliklerine de ne kadar uzak olduklarını gösterir. Vücut sırlarla ve sürprizlerle dolu bir evrendir’

                     Nephes

 

© Quote, 2004 -Web sitesi içeriği kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


DHTML Menu / JavaScript Menu -Created using OpenCube NavStudio Software.