|
“Duruşu düzeltmek en
büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir
amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi
yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun
sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın
doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt, insanı yok edecek sürece
sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu
dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da
kaynağıdır.”
“Duruşu düzeltmek en
büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir
amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi
yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun
sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın
doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt, insanı yok edecek sürece
sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu
dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da
kaynağıdır.”
“Duruşu düzeltmek sihirli bir
şeydir. Ne kadar çok şey öğrettiğini ve ne kadarının otomatik olarak
düzeldiğini tahmin edemezsiniz."
“Duruşu düzeltmek en
büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir
amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi
yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun
sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın
doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt, insanı yok edecek sürece
sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu
dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da
kaynağıdır.”
“Duruş”,
çoğu zaman “otururken ya da ayakta dururken bedenimizi tutma biçimimiz”
olarak yanlış yorumlanır. Oysa ki sözcük, iyi bir duruş için yapmamız
gerekenlere işaret eder.
“Duruşu düzeltmek en
büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir
amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi
yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun
sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın
doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt, insanı yok edecek sürece
sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu
dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da
kaynağıdır.”
Rahatsızlıklarımızın çoğu, doğrudan kötü duruş yüzünden oluşur, ya da
varolan rahatsızlıklarımız bu nedenle daha kötüye gider. Pek çoğumuz
yaşamımız boyunca yeterince önem vermediğimiz duruş yanlışlıkları
nedeniyle sırt ağrılarından yakınırız. Oysa ki, yaşamımız boyunca
bedenimizi uyumlu bir şekilde kullanarak bu ağrılardan kaçınabiliriz.
Ağrı, bir şeylerin yanlış olduğunu bize bildirmek için doğanın başvurduğu
son çaredir. Ancak bundan önce görmezden gelme ve bilincine varmama
eğiliminde olduğumuz başka pek çok uyaran vardır. Fakat biz, fiziksel
olarak büyük ölçüde acı çektiğimiz zaman bile bedenimizin bize anlatmaya
çalıştığını dinlemek yerine çeşitli ağrı kesici ilaçlarla belirtileri
bastırmaya uğraşırız.
İyi duruşa
ender rastlanır. Bedenimizin duruş şekli, yaşamımız boyunca
biriktirdiğimiz fiziksel, duygusal ve zihinsel deneyimlerin sonucudur.
Farkında olmadan belirli bir duruşa tutsak oluruz; bilincinde olmaksızın
ulaştığımız bu katı şekil doğal değildir, ya da gelecekteki hastalıklara
zemin hazırlayabilir. Depresyon bunun iyi bir örneğidir. Bu zihinsel
bozukluğun insanların kendi içlerine doğru büzülme şekilleriyle
ilişkilendirilebileceği kolayca görülebilir. Daha dik ve dengeli bir
şekilde durmamız ya da oturmamız depresyondan daha az etkilenmemizi
sağlayabilir. Bedenimiz ve zihnimiz düşündüğümüzden çok daha yakın ve
hassas bir ilişki bulunur.

Duruşumuz,
yaşımız ilerledikçe değişir. Bir çocuk yaşamının ilk yıllarında özgürce ve
doğal bir şekilde hareket eder. Dört yaşında bir çocuğun ve on altı
yaşında bir ergenin duruşunu gözlemlerseniz, çok açık ve şaşırtıcı
farklarla karşılaşırsınız. Dört yaşında olan doğal ve çabasız bir şekilde
daha dik dururken, on altı yaşındaki ergen daha çökmüş görünür; dik
durumunu korumak için oturur ya da ayakta dururken değişmez bir şekilde
sırtının alt kısmını içeri çeker. Bu bütün yapının kısalmasına yol açar.
Bu süreç, okula
başladıktan birkaç ay sonra başlar. Çocukların oturmak zorunda oldukları
saatlerin sayısı; sınıfta geçirilen zaman, ev ödevleri ve televizyon göz
önüne alındığında, yaşla artarak günde 10 saate kadar çıkar. Beş yaşında
okula başlayan ve on sekiz yaşında bitiren bir çocuk bu zaman boyunca 40
bin saatten fazlasını oturur durumda geçirmiştir. Bu ise uyanıkken geçen
zamanın yarısına karşılık gelir. Uzun süreli oturma, iki açıdan
zararlıdır:
Öncelikle, bedeni uzun bir zaman boyunca hareketsiz tutmak
yorgunluğa ve dolayısıyla pek çok kasın gerilmesine yol açar. Ayrıca
oturma yerlerinin tasarımı, niyedir bilinmez, insan yapısının mekaniği göz
önüne alınmaksızın yapılmıştır. Bunun karşısında insanların da doğal
eğilimi, sandalye ya da kanepeye otururken kamburlaşma yönündedir. Aynı
zamanda, otururken omurgamızın yoğun baskı altında kaldığını da unutmamak
gerekir. Giderek alışkanlık haline gelen bu kamburlaşma ileriki
yaşamımızda duruş ve soluğumuzu ciddi şekilde etkileyebilir.
Uzun süreli
oturmadan kaynaklanan hareket kaybı okulu bitirdiğimizde de son bulmaz.
Çeşitli mesleklerden 400 kişi arasında yapılan ankette, çalışanların gün
boyunca oturarak geçirdikleri zamanın 4 ila 14 saat arasında değiştiği ve
ortalama 9 saati bulduğu ortaya çıkmıştır. Okulda, evde, işte oturarak ve
hareketsiz kalarak kaslarımızı gerekli düzeyde çalıştıramadığımız için
çoğumuz ilerleyen yaşlarda esnekliğimizin büyük bölümünü yitiririz.
Duruşumuzu
etkileyen faktörlerden biri de sürekli olarak uyarılan korku
refleksimizdir. Hepimiz, hem çocukluğumuzda hem de yetişkinlik yaşamımızda
geri çekilmemize yol açan deneyimler yaşamışızdır. Bunlar, anne
babamızdan, öğretmenlerimiz, işverenlerimizden işittiğimiz azarları,
akranlarımız tarafından alay konusu edilmeyi, arkadaşlarımız veya
sevdiğimiz tarafından reddedilmeyi içerir. Bu olayların sıklıkla
tekrarlanması, fazlasıyla içe kapalı olmamıza ve savunucu tutumumuzu
yansıtan bir duruş biçimine alışmamıza yol açabilir. Bu duruş, başlangıç
nedeni ortadan kalksa bile uzun süre devam eder. Bu savunma duruşu çökmüş
omuzlar, kamburlaşmış sırt ve boyundaki aşırı gerilim ile kendini kolayca
belli eder.
Endüstriyel
ülkelerde yaşamın hızlı akışı ve işlerimizi tamamlamak için
gereksindiğimiz hız da duruşumuzu belirleyen bir faktördür. İşlerimiz ya
da uğraşlarımızı tamamlamak için az zamana sahip oluşumuz anksiyete ve
gerilime yol açar ve tepki olarak belirli ve hatalı bir duruşu
benimsememize neden olur.
Çocukluğumuzdan
beri bize öğretilen ‘hedef yönelimli tutum’ da duruşumuzu etkiler. Modern
dünya insanı, sonuca ulaşan yolları deneyimlemekten çok sonucun kendisiyle
ilgilenir. Bu yüzden de yaptığı harekete ve nasıl yaptığına değil,
hareketin sonucuna odaklanır. Bu yüzden, duruşumuz ve uyumumuz en basit
işleri yaparken bile bundan ciddi şekilde etkilenir. Örneğin, insanın
ayakta durmak gibi bir aktiviteyi kolayca nasıl gerçekleştirdiğinden çok
sonuçla ilgilenmesi yüzünden ayakta dururken bu kadar büyük bir güç
harcaması inanılmazdır. Eğer kontrol edilmezse bu, ilerde duruş
bozukluklarına yol açacaktır. Aynı şekilde modern dünyada toplum, insanı
hep daha çok istemeye ve daha büyük tatmin vaat eden geleceğe yönlenmeye
teşvik eder; gözlerimizi sürekli olarak geleceğe çevirmemiz de yaşanan ana
karşı ilgisiz kalmamıza yol açar. Bunun sonucu olarak duruş biçimimiz bir
gün ayna ya da videodaki görüntümüzle burun buruna gelene kadar yıl
boyunca kayda değer bir şekilde değişebilir.
Yaşamımız
boyunca, çoğu bilinçaltında olmak üzere çeşitli bedensel ve zihinsel
alışkanlıklar kazanırız. Alışkanlıklarımız kendimizi rahat hissetmemizi
sağladığı ve bu yüzden diğer her şey tuhaf geldiği için onları değiştirmek
güçtür. Fakat alışkanlıklarımız bütün organizmanın dengesini bozabilir ve
kısa zamanda katı duruşlar geliştirmeye başlar ve şu ya da bu duruşa
sabitleniriz.
Duruş, uzayda
nerede olduğumuza göre sürekli değişen bir süreçtir. “Kötü duruş”
sabitleşmiş ve katılaşmış olan, “iyi duruş” ise bedenin hareketlerine göre
sürekli değişebilen, hareketle uyum sağlayan duruştur. Katı duruş,
yüzeysel solunuma yani solunum esnasında beden için gerekli olan oksijenin
yeterince alınamamasına ve tüm iç sistemlerimizin bundan etkilenmesine,
bunun sonucu olarak da aşırı yorgunluğa, gerilime ve depresyona yol açar.
Alexander tekniği sayesinde bedendeki kas gerilimlerinin çözülmesiyle,
duruşla ilgili kaslarımız çocukluğumuzda yitirdiğimiz hareket kolaylığı ve
doğal duruşu düzenlemek üzere yeniden çalışmaya başlar.
“Çocuğun
düşmanca bir dünyaya karşı savunmacı duruşu zamanla katılaşır ve
hastalıklı geleceğin tohumları atılmış olur. Bu, yetişkin çağlarda kambur
bir sırt ya da çökmüş omuzlar olarak karşımıza çıkar. Pek çok hastalık ve
yaygın rahatsızlık, bilinçsizce içimizde tuttuğumuz gerilimler yüzünden
oluşur, ya da varolanlar daha da kötüleşir..."
ALEXANDER
"Olduğumuz
ve olabileceğimiz gibi olmak yaşamın tek amacıdır"
Alexander
tekniği yaşamlarımız boyunca pek çoğumuzun biriktirdiği fiziksel ve
zihinsel gerilimlerin çözülmesi için kullanılan bir yöntemdir. Genellikle
hastalığa yakalanmadıkça bu gerilimlerin farkına varmayız. Bunların, baş
ve sırt ağrıları, kalp problemleri, artrit ve depresyonun yanı sıra adını
anamadığımız daha birçok rahatsızlığın gelişmesine katkısı olabilir. Çoğu
zaman olduğu gibi, eğer bu bilinçdışı kassal gerilimlerin devam etmesine
izin verilirse, bu yaşlanma sürecini hızlandırıp canlılığımızı azaltarak
yaşam kalitemizi etkileyebilir.
Daha fazla yük
ve sorumluluğun altına girdikçe, yavaşça hareket ederken sahip olduğumuz
rahatlık ve zarafet kaybolur. Alexander tekniği en basit işlerde bile bu
denge ve rahatlığı geri kazanmamızda bize yardımcı olabilir. Bedenimiz en
değerli varlığımızdır, buna rağmen çekici görünmeye çalıştığımız
zamanlar dışında ona pek az dikkat etme eğilimindeyiz. Oysa dengeli ve
uyum içinde hareket eden birisinden daha çekici bir şey yoktur.
“Fiziksel, zihinsel
ya da ruhsal, her hareketi kas gerilimine dönüştürürüz”
Alexander
tekniği günlük faaliyetlerimizde denge, duruş ve harekete ilişkin
farkındalığımızı artıran bir yöntemdir. Teknik basit olmakla birlikte, her
günkü sayısız aktivitemizi gerçekleştirirken bedenimizin denge, duruş ve
koordinasyonu konusunda daha uyanık olmamızı sağlayan kapsamlı bir
tekniktir; çoğumuzun bedeninde bilmeden tuttuğu aşırı kas geriliminin daha
çok farkına varma olanağı sağlar. Bilincine varılmayan bu gerilimler,
zamanla birikerek daha geç dönemlerde, yaşlılığın kaçınılmaz parçası
olarak kabul ettiğimiz tutukluk, ağrı ve hatta deformasyonlar olarak
sonuçlanır.
Ayakta duruş ya
da oturuş şeklimiz bize fark ettirmeden birçok kası gerilim altına
sokabilir.
Kas gerilimi
ciddi bir sorundur. Esnekliği ve serbestliği kaybolan vücut beyine de
baskı uygulamaya bunun sonucu olarak da stres, düşünce bozuklukları ve
çeşitli fiziksel ve ruhsal rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebep olur.
Doğal olduğunu
kabullendiğimiz bu bozulmanın normal ya da kaçınılmaz olmadığını kavramak
başlangıçta zor olabilir. Çünkü ağrı ve sızılarımızın ve hatta ruh
dünyamızdaki değişikliklerin çoğunun yaşlanma yüzünden oluştuğuna inanmaya
ve bunu azaltmak için pek az şey yapmaya koşullanmışızdır.
Alexander
tekniği, bedenimizin doğal olarak işlemek için nasıl tasarlandığını
anlamak için bir yol, hem kendimize hem de etrafımızdaki dünyaya karşı
farkındalığımızı artırma yöntemidir. Fiziksel ve zihinsel dengeye ulaşmak
için bedenimizi kullanmayı yeniden öğrenmemizi, bedenin doğal işlevlerine
zarar veren müdahalelerimizin bilincine varmamızı ve düşünce gücümüzü
gündelik faaliyetlerimizi daha uyumlu bir şekilde gerçekleştirmemizi
sağlamak üzere arzu edilen yönde kullanmamızı sağlar. Bu, farkındalığımızı
pek çok düzeyde artırır ve herhangi bir zamanda herhangi bir şeyle
meşgulken en az gerilimle hareket etmemizi sağlar.
Günlük yaşamımızda bizi stres altında bırakan sayısız durumla
karşılaşırız. Bu stres daha sonraları kas gerginliğine dönüşür ve
kontrolsüz bırakılırsa, hipertansiyon, koroner tıkanıklık (kalp krizi),
mide rahatsızlıkları, baş ağrıları ve migren, uykusuzluk, artrit yani
eklemi oluşturan kemiklerdeki kronik bozulmalar, deformasyon ve sırt
ağrılarına yol açar. Sırt ağrıları ve migren günümüzün en yaygın
rahatsızlıklarındandır. Türkiye’de sekiz kadından birinde oluşan disk
kaymaları, bel fıtığı ve kireçlenme gibi rahatsızlıklar da yanlış duruşun
bir sonucudur.
“Zihin ile beden arasında
iki yönlü bir ilişki vardır. Geçmişte oluşan kaygı ve olumsuz düşünceleri
gündelik yaşamın stres ve sıkıntılarıyla birleştiren zihin hem ağırlaşır
hem de vücut üzerinde baskı kurar. Bilinçli ve bilinçsiz düşüncelerimizin
ağırlığıyla farkında olmadan bazı kaslarımız gerilmeye, vücudumuz
kalıplara girmeye ve esnekliğini kaybetmeye başlar. Kalıplaşan vücut
yanlışları ise bedenin dengesini bozduğundan zihne daha çok baskı olarak
geri döner. Vücudu tanımak, onu dinlemek bu yanlışları görmemizi ve
düzeltmemizi sağlayacaktır; çünkü beden kendi için ‘doğru’yu da bilir ve
onu hedefler.”
“Beden zaten kendi
diliyle sürekli konuşur; ona kulak vermek bir seçim, dinlemek zevkli ve
kolaydır. O, içinde zaten varolan zerafet ve uyumu göstermeye isteklidir.”
OMURGA VE KAVİSLERİ

Omurga
eğriliğinden yakınmayan pek az kişi vardır, bunların çoğu da vücutlarına
gereken ilgi ve dikkati göstermediklerinden rahatsızlıklarının nedeninin
farkına varamamaktadırlar.
Omurga,
vertebral kolon veya belkemiği olarak da bilinir ve iskeletin önemli bir
parçasını oluşturur. Hem bedenin üst bölgelerini destekleyen bir sütun
olarak, hem de içinde yer alan omurilik ve sinirlerin korunmasında iş
görür. Omurga, birbiri üzerine yerleşmiş bir dizi kemikten oluşur, bunlar
vertebra – omur olarak adlandırılır. Omurgalılar arasında yalnızca insan
bütünüyle dik olarak ayakta durabilir. Bu, belirgin yararların yanı sıra
belli sorunları da beraberinde getirir. Bunların başlıcası, yerçekiminin,
dört ayak yerine iki ayağa sahip olması yüzünden aşırı derecede değişken
olan insan bedeni üzerinde bir yük oluşturmasıdır.
Omurga
yetişkinlerde yaklaşık 75 cm. uzunluğundadır. Boydaki değişimler
bacakların uzunluğuna bağlıdır. Yetişkinlerde toplam 33 omur bulunur;
bunların beşi sakrumu (kalça kemiğini), daha sonraki dördü ise
kuyruk sokumunu oluşturmak için kaynaşmıştır. Böylece ayrı kemiklerin
sayısı 24’e düşer.
Bunların servikal omurlar olarak bilinen yedisi boyun
bölgesinde bulunur; servikal omurların altında tümü kaburgalara bağlanan
oniki tane torasik veya dorsal omur vardır. Bunların da altında lumbar
omurlar olarak adlandırılan 5 omur ve son olarak sakrum ve kuyruk sokumunu
oluşturan dokuz omur vardır.
Uzama

Omurilik
bildiğimizin aksine katı ve dimdik değil, akordeonel bir yapıya sahiptir.
Omuriliğin pek bilinmeyen önemli bir özelliği de, özellikle insanlarda
belirgin olan 4 kavisin varlığıdır. Bu kavisler omuriliğin yapısını
güçlendirir; omurilik böylece daha fazla ağırlık taşıyabilir ve aynı
zamanda iç organların sarsılmasını ve titremesini azaltan koruyucu bir yay
işlevi görür. Omurilikteki bu kavisler düzleşir ya da daha sık
karşılaştığımız gibi çok belirginleşirse omurga bu özelliklerinin bir
kısmını kaybeder; bunun sonucu olarak da zayıflar ve organları gerektiği
gibi etkin bir şekilde destekleyip kaldıramaz. Bu da kireçlenme gibi
rahatsızlıkları doğurur.
Sırt ağrısının
pek çok türü vardır. Siyatik, lumbago ve disk kayması bunların bir
kaçıdır. Sırt ağrılarının büyük çoğunluğu doğrudan bedenin sürekli yanlış
kullanımı sonucu oluşan mekanik ya da yapısal rahatsızlıklardan
kaynaklanır.
Alışkanlıkla
omurga üzerinde aşırı baskı oluşturacak şekilde hareket etmek, omurlar
arasında yer alan diskin çekirdeğinin iki komşu omur arasına sıkışmasına
yol açabilir. Bu da diskin çekirdeğinin ikiye ayrılmasına ve iki yarıdan
birinin dış tabakanın kenarına doğru yönelmesine, böylece oradaki sinirle
temas etmesine neden olur. Disk kayması olarak adlandırdığımız bu olay,
doğal olarak büyük ölçüde ağrıya yol açar.
Sinirler,
siyatik rahatsızlığında olduğu gibi omurlar arasına sıkışabilir veya disk
çekirdeği dıştaki zarın yırtılmasına yol açan aşırı bir basınç altında
kalır. Bu da büyük bir acı ve ağrı verir.
Alexander
tekniği, omurganın tüm basıncını ortadan kaldıran ve sırt ağrısının en
yaygın olduğu bel bölgesindeki ağrıyı hafifleten pozisyonlar sunar; bunlar
sürekli uygulandıklarında gelecekte de sırt ağrısından yakınmanızı önler.
Boyumuz da
kilomuz gibi gün içinde değişir. Bir gün boyunca 2.4 cm kadar kaybederiz,
fakat bunu gece boyunca uyurken geri kazanırız. Bu değişikliğin başlıca
nedeni omurga basınç altındayken gün boyunca sıvı kaybeden ve omurga
yataktayken gece boyunca bunu tekrar kazanan intervertebral disklerin
boyutu ve şeklidir.
Bu sıvının büyük
miktarı yere yatışın ilk yirmi dakikasında geri kazanılır. Bundan dolayı
gün ortasında uzanma, diskleri yeniler. Böylece günün kalan kısmında daha
verimli ve etkili çalışılabilir.
Kemiklerimiz
ortalama 20 yaşına kadar büyümeye devam eder. Fakat yirmili yaşların
başlarından sonra aşırı kas gerilimi ve üzerlerine binen aşırı basınç
disklerin boyutunun küçülmesine yol açar. Bu basınç disklerin meydana
geldiği lif-kıkırdaktan büyük ölçüde sıvı kaybına neden olur. Omurga,
suyun emilmesi ve salınması ile çalışan hidrolik bir sistemdir. Gerçek su
hacminin 20 katını emebilir. Disklerin küçülmesi ve çekilmesi durumunda
omurganın maksimum kapasitede çalışamayacağı açıktır.
Kaslar ve refleksler
Bedenimiz,
herhangi bir pozisyonda bizi mükemmel bir dengede tutan kaslar ağı ile
örtülüdür. Gençken bu kaslar çabasızca dik durmamıza yardım eder, ancak
zamanla bunları kullanamaz oluruz. Böylece bedenimiz içe doğru çöker ve
duruş için düzenlenmemiş olan tamamen farklı bir kas grubunu kasarak
bedenimizi istediğimiz duruşa getirmeye başlarız.
Kaslar kasılma
gücü sayesinde bir hareketin başlaması veya sürmesini sağlayan dokudur.
İnsan bedeninde 650 iskelet kası bulunur; bu kaslar beden ağırlığının
yaklaşık yüzde 45’ini oluşturur.
Kaslar duruşsal
veya istemsiz kaslar ve iskelet kasları veya istemli kaslar olarak ikiye
ayrılır. İstemsiz kasların bu şekilde adlandırılmasının nedeni, onları
bilinçli olarak kontrol edemeyişimizdir. Bunlar otonom sinir sistemi
tarafından yönlendirilen refleksler yoluyla çalışırlar. Kırmızı
renklidirler ve kullanılarak yorulmazlar. Görünümleri dolayısıyla çizgisiz
kaslar olarak da bilinirler ve tek işlevleri bizi dik tutmaktır. Bedendeki
asıl konumları gövdedir. İstemsiz olan kalp kası yarı çizgilidir; istemli
olarak kontrol edilemeyen boğazın belli kasları ve kulak içinde bulunan
iki küçük kas ise çizgilidir.
İskelet kasları
olarak da adlandırılan istemli kaslar, beyaz renkli ve görünüm olarak
çizgilidir. Bu kas liflerinin hemen hemen tümü iskelet kemiklerine
bağlıdır. İki bağlanma noktasına sahip olabilirler veya üç kemiği birden
bağlayabilirler. İstemli kaslar küçük büyük bütün hareketleri
yapabilmemize olanak tanır. Bunu kasılıp gevşeyerek, böylece bağlandıkları
kemikleri hareket ettirerek yaparlar. Bununla birlikte kısa zamanda
yorulurlar.
Duruş için
istemsiz kaslarımız yerine istemli kaslarımızı kullanmaya başladığımızda
neden güçlük çektiğimizi görmek kolaydır. Bu kaslar kısa zamanda yorulacak
ve bedenimiz çökecek, ya da bu kaslar bir rahatsızlığa yol açacak şekilde
başkalaşacaktır.
Kaslar genellikle
çiftler halinde çalışır; kaslardan biri, aldığı sinirsel uyarılara yanıt
olarak kasılır ve kısalır, diğeri ise kontrollü bir harekete izin vermek
için yavaşça gevşer. Eğer kaslar sürekli kasılma durumunda kalırsa, beden
protein moleküllerinin bir kısmını uzaklaştırır ve bu da kas liflerinin
boyunda bir kısalmaya yol açar.
Eğer bu gerilim
kontrol dışı bir şekilde kalıcı olursa sonunda tüm kasın kısalmasına sebep
olacaktır.
Herhangi bir
aşırı kas geriliminin kemikleri yerinden ayırabileceğini ve dolayısıyla
diğer kasların gereksiz yere gerilmesine yol açabileceğini unutmamak
gerekir. Bu nedenle tek bir gergin kas bütün organizmayı etkiler. Kas
gerilimindeki artış, aynı zamanda sinir, sindirim, solunum ve dolaşım
sistemini de etkileyecek ve doğal işlevini bozacaktır.
Gün boyunca
bedene pompalanan 36.000 litre kanı taşıyan atardamar, toplardamar ve
kılcal damarlar dolaşım sistemimizi oluşturur. Kan damarlarının toplam
uzunluğu 102.500 kmdir; bu da dünya çevresinin yarısına karşılık gelir.
Atardamarlar ve toplardamarlar, sinirler gibi bedenin kasları arasında içe
ve dışa doğru uzanırlar. Katı olmamakla birlikte, doğru basınçtaki kanın
değişen miktarlardaki akışına izin verecek şekilde kasılma ve gevşeme
yeteneğine sahiptirler. İçinden kan damarlarının geçtiği kaslar
kasıldığında, kan akışı sınırlanır. Bu durumda kalp, bunu telafi etmek
için daha çok çalışmak zorunda kalacak veya beynin bir bölümü kanın
sağladığı beslenmeden yoksun kalacaktır. Atardamarlar ve toplardamarlar
üzerindeki bu basınç, toplardamarlarda varis oluşumu ve hatta damar
tıkanıklığı gibi rahatsızlıklara sebep olabilir.
Uzamayı ve
genişlemeyi düşünmek kaslar üzerindeki gerilimi azaltarak kas liflerinin
boyunda bir büyüme meydana getirebilir ve bu sürdürülürse kaybolan
proteinler yeniden yerine konabilir. Bu durum, bütün kasın ya da ilgili
kasların uzamasını sağlayacaktır.
Alexander tekniği
kaynak: Richard Brenman
Denge
Nefes
yukarı
www.meditatifdans.com
e-mail: bilgi@meditativedance.com
|