Karışımımızın iki
kanadı doğu ve batı. Derinliği ise Anadolu. Diagon, Aristo gibi nice
düşünürü yetiştiren, acılarla olgunlaşmış; ince, narin, sonsuz kıyılarıyla
ve yaşam çeşitliliğiyle eşsiz topraklar.
Doğuya uzanan kolumuz
avuçlarında var oluşun tüm gizemini ve bilgeliğini taşır. Uzandığı
bahçelerde, çılgın koşuşturmalarını dünyanın, sükunetle seyreder. Var
oluşuyla yetinmeyi bilir. Onun değer verdiği her şey; yıldızlar, ağaçlar,
gün batımı, tarihi yapılar bedavadır.
Batıya uzanan kolumuz
bir de teknolojinin elinden seyreder büyük ve küçük evrenleri. Zihnindeki
imajları kağıt üstünde görür. Gerçeğin yansımalarını izler
izdüşümünde..Onları sıralamayı, aktarmayı ve yenilemeyi öğrenir,
yöntemleri ve hızı keşfeder.
Derinliğimiz ise
netliğin sırrını verir bize. Açık ufukların, cömertliğin ve paylaşımın
hediyelerini. Ona döndüğümüz her zaman, o bize birbirimizi işaret
edecektir. Paylaşın der, sevin ve sevgiye güvenin. Onun bağlayıcı gücü
sevgi, büyük bir sır gibi her sorunun cevabı olur.
Modern hayatın
tahayyül ettiği gibi insan tek başına bir birey olmaktan öte bir şeydir.
Bağları onu tarihine, genetiğine, topraklarına, diğer insanlara ve
doğasına bağlar. İnsan gelişimi üzerine gerçek bir değişim yapmak
isterseniz, bu bütünlüğü görmeniz ve keşfetmeniz gerekir. Meditatif dans,
beynimizin zincirleme çalışan yarısı ve sezgisel çalışan yarısı arasındaki
ilişki üzerine odaklanır.

Sağ beyin bütüne
yöneliktir; doğadan ilham alır, yaratıcı enerji ve duygu yoğunluğu
neredeyse oraya kanatlanır. Sol beyin, zincirleme zekayı sembolize eder,
parçadan bütüne doğru sıralamacı düşünür. Kısa vadeli insan gelişimine,
maddeye önem verir.
Sağ beyin sezgisel
aklı üretir. Sihirler ve mucizeler onun ürünleridir. Anlam ve bütünlük
hissi, duyguların ahengi ve enerjilerin dünyasını içeren öbür yarımızdır.
Maneviyat ile ilgili tüm fikirlerimizin temelidir.
Doğaya ve duyguya
karşı modern çağda yükselen insan aklı, bireye değer veren, doğaya karşı
insan aklını yücelten bir bilinç geliştirmiştir.
Sezgisel aklı
reddedip, gelişim için maddeye gözünü diken insanoğlu, sıralamacı
zihniyetiyle parça psikolojisi taşır.
Sol beyni simgeleyen
erkek ve batı, sağ beyni simgeleyen kadın ve doğu gibi güçler ikilikleri
gösterir. Erkek, parçayı temsil eder; onun için hareket ve güç önemlidir.
Kadın ise bütüne, anlama ve uyuma önem verir.
Quote’nin yorumunca,
individual, indivisible duality anlamına gelir ve bu bölünemeyen ikiliğin
çapraz birlikteliğidir.
Meditatif dans,
temelini ve felsefesini Mevlevilerin dansından alır. Vahdeti vücut varlık
birliği, bilim daha uyumu ve enerjileri keşfetmeden çok önce insan
zihninde yerini bulup tanımlanmıştır. Onlar genetik bilimi her canlının
aynı genetik kodu kullandığını bulmadan önce hepimize dağılmış enerjiden
ve bütünün taşıdığı eşsiz ahenkten söz ederler. Sufiler, hareket
meditasyonu ile yogilerin durağanlıkta bulduğu bilince dünyanın hareketini
ilave ederek enerji konsantrasyonunun temelini atmışlardı. Onlar,
enerjinin dağılmış olduğunu, hepimizin birbirimizin ve doğanın parçası
olduğumuzu hissediyorlardı.
Bizim meditatif
dansta yaptığımız, sol beynimizi ve sağ beynimizi bütünsel olarak
geliştirmektir. Sezgisel aklımız için doğa ile en derin bağı kuran doğu
disiplinleri yoga ve meditasyonu, zincirleme zekamız için ise batı
disiplinleri Klasik Bale ve Modern Dansı kullanırız.
Bütün büyük
düşünceler beden üstünde iz bırakır. Ve doğu ile batının gerçek farkı ve
birbirini tamamlayışı beden ve zihin ilişkisine bakılarak anlaşılabilir.
Vücut ve zihin eğitiminde patlama noktaları vardır. Sezgilerin patlama
noktası yoga ile, aklın patlama noktası ise aydınlanmayı takip eden Klasik
Bale ile olmuştur. Bunların var oluş deneyimimize ve kişisel gelişimimize
katkısını anlayarak bizi oluşturan parçaları bütünleyebiliriz.

‘Bir varlık olarak
insan’ araştırmamızı Doğu teknikleriyle ilerletir; konsantrasyon, esneklik
ve uyum kazanırız. Doğayı izleyerek, deneme yanılma yöntemiyle asırlardan
bugüne geliştirilen yöntemler her şeyden önce bir varlık olarak insanın
kendi güçlerini keşfetmesini sağlar. Doğanın örgülerinin içimizden
geçtiğini, yıldızların parıltılarının gözlerimize yerleştiğini, çok çok
derinlerde bu bilgilerin kayıtlı olduğunu böylece anlarız.
Bilim, insan beyninin
tek yönlü gelişimi ile bizleri yepyeni bir hayata sürükledi. İnsanın bir
varlık olmaktan öte var oluşu anlamlandırabilecek bir akıl olduğunu
keşfettik. İnsan aklının patlama noktası Aydınlanma çağının ürünü Klasik
bale, doğaya karşı insan olmayı öne çıkardı.
İnsanın doğasına
hükmedebileceği, kendi bedenini mükemmel olarak eğitebileceği düşüncesi
ile yola çıktı. Klasik bale ile tanışarak modern düşüncenin azmini
anlayabilirsiniz. Klasik bale formlarında estetiğin ve mükemmelliğin
tanımı yapılır.
Vücudunuzda bu
formların çeşitliliğini görerek, insan aklının sistematize etme becerisi
ve zincirleme zekasıyla büyülenirsiniz. Doğaya karşı insanın taşıdığı
adalet ve mükemmeliyet duyguları korunmaya değerdir.
‘Bir varlık olarak
insan’ araştırması üzerine eklemlenen bir ‘insan olarak insan’ araştırması
ile keşfiniz sürer. Burada, toplumun uzlaştığı değerler bütünüyle, insan
aklının gururu ile tanışırken, bedeniniz de kondisyon ve güç kazanır.
Akıl- vücut koordinasyonu ile gerçekleştirme becerinizi alır, sınırsız
yaratım enerjisine ulaşırsınız.
Bir insan düşünün
dünyaya boylu boyunca uzanmış. Kafası batıysa, karnı doğu. Batı düşündü ve
yaşamı sistematize etti. Doğu var oluşla birleşti evrenin rahminde ve ışık
tuttu varlığa. Biz onun kalbiyiz. İkisi arasında bağ kuran, sevgiyle
zıtlıkları bütünleştiren ve birleştiren. Biz onun kalbiyiz attıkça var
oluşu koruyan ve yeniden üreten..
Bilim, maddeci
yaklaşımına ve sezgisel aklı reddetmesine rağmen bir gerçeğe ulaştı.
Uyumun varlığı kaos felsefesinin en ilginç dallarından fraktal geometriyle
ispatlandı.Doğanın mükemmellik sembolleri fraktallar, insanlığın tahayyül
dünyasında her zaman canlıydı. Yunanlıların cevheri, Sufilerin özü ve
enerji aynı kavramı işaret eder. Bütün bir bakış, bizi duyguyla var edilen
ve akılla yaşatılan ve bir parçası olarak bizi sahiplenen bir evrene
taşır.
Doğanın mükemmellik
sembolleri fraktallar, taşıdıkları kendi kendine benzerlik ve başlangıç
durumuna hassas bağlılık ilkeleriyle kendi kültürümüzden yola çıkarak
keşiflerimizi tutarlılıkla sentezlememizi işaret eder.
Birçok medeniyeti
kendi bilinciyle koruyarak yüzyıllarca yaşamalarını sağlayan İstanbul
uyumun ve demokrasinin beşiğidir. Buradan her zaman doğu ve batıya yollar
uzanır. Özümüzü aradığımızda ilk önce karmaşıklığımızın keşfini buluruz.
Ve sonra bu karışımı uyumla bütünleştirmenin anahtarlarını..Ve bu anahtar,
tüm dünya için var oluşa tekrar heyecanla yaklaşılmasının, gerçeklik
hissinin, uyumun ve barışın kapılarını açar.
Meditatif dans,
medeniyetleri ve dinleri buluşturan şehrimizde doğmuş, iki kıta arasındaki
düşünce ve deneyim yolculuğudur.

Bütünsellik ve Meditatif dans
Felsefe, düşünce tarihi, siyaset bilimi her zaman uğraştı doğu ve batının
farkını anlamak için. Sistemlerini, üretimlerini ve tarihlerini
incelediler. Birbirlerine türlü isimler taktılar. Maneviyatın ya da aklın;
inancın ya da eğitimin çıkışlarını ve sonuçlarını araştırdılar. Doğu neden
doğuydu, güneşi daha önce gördüğü için mi; batı neden daha gelişmişti?
Anlayışlarının temelinde coğrafyalarının mı etkisi vardı, yoksa
karakterlerinin mi, yoksa tecrübelerinin mi?
Biz bu
karmaşanın ve sorunun içine doğduk. Ailemiz bize doğunun geleneklerini
sundu, okulumuz batının dilini öğretti. Biz (some thing) bazı şeyler olan
doğu ve batının arasında hiçbir şey ya da her şey olmak arasında kararsız
kaldık. İkisini birbirine topladık, bir şey bulamadık; birbirine böldük,
bir şey anlamadık, birbirinden çıkardık, kendimizden de eksildik.
Çünkü
ikisi aynı şeyin peşinde değildi, aynı doğrultuda olan şeylerin ilerisi ve
gerisi olabilir; halbuki ikisi de farklı şeyler bulmuştu kendilerinin
peşine düştüklerinde..
Bizim
topraklarımız ise açık olun, diyordu bize. Aşktan bahsediyordu
bıkıp usanmadan. Sevgiyi anlatmaya çalışıyordu. Sevgiyi ve onun bağlayıcı
gücünü, peki neyi bağlayacaktık birbirine?
Bir
gün bir dansçı gördüm. Karşımda kocaman bir yürek vardı. Dik omuzları
olabildiğine açık, bir kolu doğuya, bir kolu batıya uzanmıştı.
Yavaşladığında bir kedi gibi esnekti, yükseldiğinde benim de ayaklarımı
yerden kesti. Sanki bir parça havayı da kendisiyle beraber indiriyordu her
yere bastığında. Hızı ve kararlılığı batı teknikleriyle içine sindirmiş,
durağanlığını ve derinliğini doğunun sınırsız huzurundan almıştı. Sanki
bir an karşımdaydı, bir an ise yoktu. Yokluğunda ulaşılmazlığı, varlığında
keskinliği sunuyordu.
Bir
insan, gördüklerini ve yaşadıklarını yılmadan birbiriyle çarpmış. Dünyayla
birlikte Mevlevilerle dönmüş, yogilerle nötr olmuş, seyretmiş, tanık
olmuş, modernizmle keşfin büyüsüne kapılmış, baleyle mükemmelliği aramış.
Hepsine kendinde yer açmış, hepsini taşımış, duygularını olabildiğine
serbest bırakmış.
Dik
duruş dedi, bir onurdur. Sizi asla yarı yolda bırakmayan bir
güç..
Hareketlenin, kendi hareketinizi kendiniz yaratın..
İnsan,
bir soru.. anlama tutkusuyla için için yanan..
İnsan,
asla bir cevap değil, hiçbir zaman net değil...
Dağlar
nettir, yüzünüzü okşayan meltem nettir, burnunuza çarpan poyraz nettir,
kediler nettir, para, aşk, mutluluk ve acı nettir..
İnsan
ise bir karışım..
Derinine bakarsan bulanık görürsün
Ama
derinden bakarsan her şey berraklaşır..
