|
“Duruşu düzeltmek en
büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir
amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi
yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun
sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın
doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt, insanı yok edecek sürece
sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu
dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da
kaynağıdır.”
Duruşunuz, vücudunuzu kullanışınız,
hareketleriniz daha önce üzerinde hiç düşünmediğiniz veya kulaktan dolma
bilgilerle yetindiğiniz bir saha olarak kaldığı sürece, yaptığınız spor ya
da hareket size fayda yerine zarar getirebilir. Yanlış bir temelin üstüne
kurduğunuz bina ayakta durabilir; ancak dış etkenlere karşı zayıf ve
geleceği belirsizdir.
Omuriliğinizi, düşüncelerin baskısı ya da gerilmeye ihtiyaç duyan
bedeninizin alarma geçirdiği düşüncelerinizin sıkıntısıyla gergin tutuyor
ve üzerinde baskı uyguluyorsunuz. Bu, uzun vadede sakatlanmanıza dahi yol
açabilir. Hiçbir zaman gerçek bir nefes almıyor, nefes konusunda
yaşadıklarınıza bağlı kalıyorsunuz. Heyecanlanınca sık ve kesik,
rahatlayınca daha derin nefes alabilirsiniz. Ancak kendiniz bilinçli
egzersizlerinizi yaparsanız, bu duygulara bağımlı olarak onları yaratmak
zorunda kalmazsınız. Bunun üzerinde çalıştıkça, gerçek bir nefesin nasıl
bir şey olduğunu, vücudunuzda havaya ihtiyaç duyan her yere onu nasıl
yollayıp kendinizi rahatlatabileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Bu
bilgiler size uygulanması zor gibi gözükebilir. Güç sarf edeceğiniz bir
maratona gireceğinizi zannedebilirsiniz. Halbuki Meditatif Dans’ın asıl
amacı, zaten gereğinden fazla sarf ettiğiniz gücün yarattığı baskıyı
kaldırmaktır. Sizi zorlamak değil, rahatlatmak amaçtır.
Yaşam
kalbin atışıdır. Germek ve gevşetmek yaşamı sürdürür. Germek ve gevşetmek
sizi güçlendirir. Bu yüzden hayatınızda sürekli inişler, çıkışlar
yaratırsınız. Bunların bilincine vardığınızda onları kontrol altına alır,
boşa harcayacağınız gücü yönlendirebilir, size zarar veren gerginliği
üzerinizden atabilir, yaşayacaklarınıza hazırlanabilirsiniz. Hatta onları
belirleyen, nihayet, olması gerektiği gibi kendiniz olabilirsiniz.
Doğru almadığımız her nefes, yanlış duruş üzerinde yaptığımız her hareket,
iç organlarımıza uyguladığımız baskı, bize sürekli zarar verir.
Düşüncelerimize ve davranışlarımıza da zarar verir.
Bu
bilgileri edinmek ve uygulamak zannettiğinizden çok daha basittir. Çünkü
aradığımız; aslında bizde varolan bir yetenektir. Atalarımızın doğal
olarak sahip olduğu vücut bilgisidir. Biz, sadece bu doğal bilgilerimize
ulaşmamızı engelleyen olumsuz düşüncelerin yarattığı kötümser dünyayı
tozlarından arındıracağız.
Gerçeğin
üstüne çektiğimiz kat kat perdeleri aralayıp, orada bizi bekleyen taze
nefesi, sınırsız enerjiyi, saf sevinci bulacağız.
Meditatif duygu
- düşünce - beden
Meditatif dans duygu ve beden dünyası
arasındaki dengeyi sağlamak için varolan benzersiz bir sistemdir.
En büyük sorunumuz varlığından haberimiz
olmayan, adını koyamadığımız, neden kaynaklandığını bilmediğimiz sorundur.
En çok, neyi aradığımızı, hangi soruyu sorduğumuzu, tam olarak ne
istediğimizi bilmediğimizde sıkıntı hissederiz. Veya sıkıntımızın ismini
koyarız ancak onun gerçek kaynağını bilmiyor olabiliriz; o zaman da boşuna
çaba harcamak zorunda kalırız.
Yarattığımız ve
içinde kaybolduğumuz düşünce ve kaygılar dünyası, her biri aklımızın
yolunda asla geçemeyeceğimiz sıradağlar ya da düşüp içinden
çıkamayacağımız körkuyular oluşturan ve bizi sıkan problemler doğurur.
Aslında beden ve düşünceler birbirine sıkı sıkı bağlıdır. Eğer bedeniniz
doğru bir şekilde harekete geçmezse, düşünceleriniz kendilerini
dışa vuracakları alanı belirleyemez. Düşünce dünyanızın uçsuz bucaksız
topraklar kadar geniş; yağmur ormanları kadar zengin olması, onları somut
bir şekilde sunabilmeniz için yeterli değildir. Düşünce, bedenin harekete
geçmesini bekleyecektir; çünkü aralarındaki denge sağlanmadan yapılan her
hamle, olumlu sonuçlar ile birlikte dengesizliğin yaratacağı olumsuz
sonuçları da getirecektir.
Benliğimiz içinden çıkamayacağına karar
verdiği veya onu çok yıpratacağını düşündüğü gelişmelerle karşılaştığında,
onu oyalamak için beden devreye girip; sıkıntılar, ağrılar ve sorunlar
yaratabilir. Aynı şekilde beden çalışmak istediğinde; alışık olduğu bir
hareketlilik durumunu aradığında düşünce dünyasında sorun alarmı
çaldırabilir. İçinden çıkamayacağınız bir sorununuz olduğunu
varsaydığınızda, ayaklandığınız, anlamsız ve asabi yürüyüşler veya
hareketler gerçekleştirdiğiniz zamanları hatırlayın. Belki o gün için çok
büyük olan probleminizi şimdi hatırlamıyorsunuz bile; ancak emin olunuz ki
bedeniniz ruhunuzu nasıl sıkıştırdığını hatırlamaktadır.
Sizi çok uzun zaman sıkmış bir durumdan
henüz çıkmadığınız halde, birdenbire enerji istilasına uğradığınız,
gülmeye ya da dansetmeye başladığınız zamanları düşünün. Belki o zaman
çıldırmış olduğunuzu düşünmüştünüz, olanlar size çok anlamsız gözükmüştü.
Aslında bütün bu düşünce veya enerji istilaları, ister gereğinden fazla
neşe, ister gereğinden fazla kaygı ve sıkıntı olarak tezahür etsin,
düşünebileceğinizden çok daha büyük ve anlamlı bir dengenin doğal
sonuçlarıdır. Düşüncelerimiz ise sadece bu dengenin boyunduruğu altında
işleyen bir mekanizmaya dönüşebilir; dengenin gerektirdiği şekilde bizi
sıkar ya da rahatlatır, harekete geçirir ya da durdurur. Eğer bu durumun
bilincine varıp olaya el koymazsak düşünce ve beden arasında dönüp duran
sorunların bizi yorup yaşlandırmasını beklemekten başka bir şey yapamayız.
Düşüncelerin
büyük baskısına rağmen harekete geçmeyen beden tam bir mutsuzluk
kaynağıdır. Harekete geçmek için düşüncelerinizin tamamen oluşmasını
beklersiniz, onlar da tamamen ortaya çıkmak için hareketi bekleyecektir.
Bu durumda beden düşüncelerin altında ezilip, hiç hareket etmeyecek duruma
gelebilir.
Bedeniniz gücünü bulmadan ruhunuz da
yeteri kadar güçlü ve dengeli olamaz. Bedeniniz ve ruhunuz arasındaki
ilişki düşündüğünüzden çok daha derindir. Bedeninizi tanımanız, sizi
çıkarabileceği binlerce yolculuğa eşlik etmeniz ve onu güçlendirmeniz,
ruhunuzun derinliklerini keşfetmenizi ve gerçek gücünü kullanılabilir hale
getirmenizi sağlar.
Problemin tarihsel boyutu
İçinde
yaşadığımız dengesizlik durumu bireysel bir sorundan çok daha büyük
boyutlardadır. Kişisel değil, tarihi ve küreseldir. Kişisel seçimlerimiz
bizi bu dengenin yakınına veya uzağına sürüklemiş olabilir. Ancak
yakınlaşmamız bilinçsiz olduğu sürece neye yaklaştığımızı bile bilemeyiz.
Oysa yaklaşmaya çalıştığımız "Hayat"tır. Varoluşumuzun bileşenlerini arar
ve onları nasıl uyum ve farkındalıkla birleştireceğimizi düşünürüz.
Karşımıza çıkan her çatışmanın özü budur.

Sanayi devrimi
bedenlerimizi doğal çalışmasından uzaklaştırmıştır. İnsan, besinini
üretmek, doğadan elde etmek, doğayla mücadele etmek yerine diğer
insanlarla kurduğu sistemden beslenmeyi, onunla mücadele etmeyi tercih
etmiştir. Yabancılaşma dediğimiz sadece bir terim değildir; insan
algılarının bozulduğu anlamına gelir. İnsan varoluşunun farkında olmayan,
yaşadığını duyumsamayan bir varlık haline gelmiştir. Bu, mutluluk ve huzur
ile ilgili hislerimizi bizden sonsuza kadar alabilir.
Sanayi
devrimini takip eden Fransız İhtilali; bireycilik kavramını getirmiştir.
İnsan kendi değerini keşfetmiştir, ne var ki büyük bir bedel ödemek
pahasına olmuştur bu. İnsan beş duyusunu tek bilgi kaynağı olarak kabul
etmiş, sezgisel bilgiyi reddetmiştir. Aslında her an varlığını içten içe
bildiğimiz, hep güvenmek istediğimiz gerçek bilgidir sezgisel bilgi; tıpkı
hayvanlardaki gibi atalarımızın tüm kazanımlarını doğal olarak bilmemizi
ve kullanabilmemizi sağlar, bizi herkesin birleştiği yerdeki sonsuz huzur
duygusuyla bütünleştirir ve sınırsız yeteneklerimizi kullanabilmemize
yarar.

Kaybettiğimiz
diğer bir şey ise grup bilincidir. İnsanlar günümüzde diğerleriyle
iletişim kurmakta, en doğal hislerini dahi anlatmakta zorlanır hale
gelmiştir. Bizde varolan iletişim yeteneklerini ezberlemeci bilgiyle
öğrenmeye çalışarak kendimizi günbegün yabancılaştırmaya devam ediyoruz.
Diğer bir insanla kurulan çıkar temeline dayanmayan bir ilişkiyi mumla
aramaya başlamış durumdayız. Dokunuşların tedavi edici gücünü, vücut
sıcaklıklarının onarıcı etkilerini, paylaşılan olumlu duyguların büyüme
hızını unutmuş gibi davranıyoruz. Çünkü güvenimizi yitirmiş durumdayız.
Grup enerjisinin sihrini ve doyumsuz tadını gerçek bir motive edici güç
etrafında toplamaya cesaretimiz yok gibi. Sistem her şeyi kalıplaştırıp,
hissizleştirdikçe, rekabet duygusu ile grup enerjisini yadsıdıkça
kendimizi diğerleriyle birlikte kaybediyoruz.
Ancak
bedenimiz, bilincimizin unuttuğu her şeyi saklamıştır. Sorularımızın
cevabı ise içimizdedir. Üstümüze yığın yığın sarmalanmış bıkkınlık,
tembellik, isteksizlik sadece hareketin gücü ile eriyebilir ve içimizden
kendimizle ilgili gerçekler ancak bu sayede açığa çıkar.
Bedende genetik
hafızanın tümü gizlidir, ve ona ulaşmanın yolu bizdedir.
Ararken yalnız hissedebiliriz
F akat bulduğumuzda
birlikte olacağız..
Yok-sayma
"En az gördüğümüz
yüz kendi yüzümüzdür.
En az izleyebildiğimiz hareketler kendi
hareketlerimizdir.
Kendi mimiklerimizden, sinirlendiğimizde ya
da gülerken nasıl gözüktüğümüzle ilgili en az şeyi kendimiz biliriz.
Cevabını bilmediğimiz, sormaya cesaret
edemediğimiz sorular en basitleridir. "
Bedenimizi sadece düşüncelerimizin içinde barındığı, bizi taşıyan,
nakleden bir araç olarak mı görüyoruz?
Evet, çağımızın ona bakış açısı bu sınırlı çerçeveden ibarettir.
Oysa Beden, varlığımızın tek kanıtıdır.
Onun içinde değil, onunla varız; yüklediğimiz diğer anlamlar, varlık
parçalarımız, düşüncelerimiz onunla birlikte ilerler, onunla
birliktedirler ve hatta onda gizlidirler.
Tüm
sihirli düşüncelerimiz ve hislerimiz onun ürünüdür.
Bilimler bedenin ve düşüncenin gerisinden onları izler, onların devamını
öngörmeye çalışır.
Aslında ne olup bittiğini anlayacak tek güç sizsiniz. Arkalarına
saklandığımız, içlerinden çıktığımız, ölümüne kaçtığımız gerçekler ise
günlük yaşamımızdan çıkar; hiç de bizi ezecek kadar büyük değildir bu
gerçekler. Oldu ve Bitti, gelecek şu andan itibaren yaratacağın yeni
şeylere bağlıdır.
Peki ya Beden? Onun için de olup bitti mi?
Onun değişmesi şu andan sonraki anlarda gizlidir.
Şu
an içinde ise taşımış olduğu ve taşımakta olduğu her duyguyu yaşatır ve
olduğu gibi gösterir.
Başınızı öne eğerseniz siz onu göremezsiniz, o bu hareketinizi de gördü
bile.
Bedensel veya ruhsal olsun, kendinizi farklı hissettiğiniz her noktada
farkınız zenginliğinizdir.
Herkes farklı bir yanlışın içinden geçmiştir, bedensel hatanız ya da
düşüncesel tutarsızlığınız sizin zenginliğiniz; onu düzeltecek yollar
biliniyor ve size de uygulandığında siz de düzeleceksiniz, ancak düzgün
olanlar hiçbir yerini bozmaya çalışmayacaktır. Bu yüzden bu konudaki
bilginiz sizi özel kılacaktır.
Vücudunuzun veya sizin başınıza gelen talihsiz yanlışlar, size özellik
katar. Diğerlerinin hangi yolda yürümeye çalıştıklarını siz de onlarla
göreceksiniz. Ancak sizin nereden geldiğinizi onlar bilemez...
yukarı
www.meditatifdans.com
e-mail: bilgi@meditativedance.com
|