Meditatif dans | İletişim | Dersler | Basın Odası | Quote
    Duruşu düzeltmek en büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt,  insanı yok edecek  sürece sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da kaynağıdır.”

Duruşu düzeltmek en büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt,  insanı yok edecek  sürece sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da kaynağıdır.”

 

Bilinç: Nasıl, Ne Zaman, Nerede

Bilinç: Ne Sende, Ne bende

 

Sorumluluk kabul etmiyorum!

   

Ders yerleri ve saatlerini öğrenmek  için tıklayın..

 
 

 

E-mail listemize katılın, etkinliklerimizden ilk siz haberdar olun.. tıkla

Bu benim belki de yıllardır yaptığım en güzel şey... Tuhaf ve uçsuz bucaksız bir derinlikle bağ kurmuş olduğumu hissediyorum. Burada gördüğüm çeşitlilik, iyi niyet ve gelişim için duyulan istek inanılmaz..." Devamı

 
Duruşu düzeltmek en büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt,  insanı yok edecek  sürece sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da kaynağıdır.”

Duruşu düzeltmek en büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt,  insanı yok edecek  sürece sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da kaynağıdır.”

Davranışlarımız bizi çevreleyen ortamla dengeleniyor. Bazı insanlar ortama uyum sağlayıp, boyun eğerken; bazı insanlar da çevresinin yer aldığı ucun tam karşısında yer alıp, kendince bir denge yaratıyor. Baskıcı bir ortamda aşırı özgürlükçü davranan bir kişi, oldukça rahat bir ortamla kuşatıldığında, otoriter ve akılcı bir tutum sergiliyor. Sahiplendiğimiz, ‘benim’ dediğimiz karakterimiz, etkilere çok açık ve bizi şaşırtmaktan vazgeçmiyor. Peki neyi kendimiz olarak sahiplenebiliriz. Modern düşüncenin iddiası özgür irade nerede başlar ve nerede biter?

Einstein; insanların birbiri için yaşadığını ve her davranışlarının hedefinin başka bir yüzde oluşan bir gülümsemeden ibaret olduğunu söylüyor. İnsanlık sorumluluğunu belki herkesten daha fazla hisseden bu insan, Schopenhauer’dan alıntıladığı şu cümle ile rahatlıyor.

‘İnsan istediğini yapar ama istediğini isteyemez’.

Modern düşüncenin özgür düşünce ve hür irade nosyonlarına cevapları bu olmuş iki düşünürün. Einstein, üzerindeki sorumluluğun ağırlığını yaşamı boyunca bu cümlenin hafiflettiğini söylüyor.

 

'Alışılmış kuantum kuramının geçerli yorumunun asal öğesinin, gözlemcinin davranışı olduğu kabul edildiğine göre, beynimizin ‘normal’ kuantum tanımında kuşkusuz bir bilmece vardır. Bir düşünce veya algılama bilinçli eyleme dönüştüğü zaman beynin, ‘kendi kendini gözlemlediği’ mi varsayılmalıdır?'

Alın size çok daha hafifletici bir bilgi: Nörofizyologlara göre beyin attığımız her adımı yarım saniye önce kararlaştırıyor. ‘Kararlarımız, seçimlerimiz önceden mi belirleniyor? Benliğin sırrını çözmeye çalışan nörofizyologlar bilincin her şey olup bittikten sonra devreye girdiğini keşfetti; öyleyse hep geçmişte yaşıyoruz ve bilincimiz, yaşananları yarım saniye sonra gösteren bir monitör gibi. (geniş bilgi için genetik bilimi sitesini ziyaret edebilirsiniz)

Yani verdiğiniz kararları ‘siz’ zannettiğiniz benliğinizden çok daha büyük bir mekanizma planlıyor. Bu bilgi kader düşüncesini akla getirir ve hatta doğrular nitelikte görülüyor.

Peki bu ne demek?

Bu, kendimizi algılayış biçimimizin ötesinde bir şeyler olduğunu gösterir. Bu bakış açısına göre gerçeğe yakın bilinç, yoga kültürünün önerdiği ‘içimizdeki seyirci’dir.

Dünyayı olduğu gibi görebilmekten çok uzağız; algı araçlarımız sınırlı ve biz kendi beynimizin potansiyelinin bile çok azını kullanabiliyoruz.

Yani bir insana her şeyi biliyormuş ve her şey kontrolü altındaymış gibi davranmak hiç yakışmıyor. Belki de bu davranışları yaratan mekanizma her şeyi biliyor ama biz onun ne bildiğini bilmiyoruz.

Meditasyonun tüm sırrı bir gözcü olabilmektir. Özü, nasıl tanık olunacağını öğrenmekten ibarettir.

Bilincimizin her şey olup bittikten sonra devreye giren bir monitör olduğunu ve beynimizin de tüm bu olup bitenleri şu an oluyormuşçasına yaşamamız için her şeyi yeniden düzenlediğini biliyoruz.

Bir de uzak doğu kültürünün öğretisini dinleyin;

“Bütün bunları yaşayan ve sürüklenen gölgeniz içinde aslında masum ve meraklı bir şekilde neler olup bittiğini anlamaya çalışan bir gözlemci var. Farkında olmak meditasyondur.

Siz yapan değil, gözleyensiniz.”

Prof. Ali Demirsoy makalesinde şöyle diyor:

‘Soyut düşünme, içgüdülerin azaldığı ölçüde evrimleşerek gelişmiştir. Bu da çevre etkilerinin düşünce sistemimiz üzerindeki baskısı kalktığı oranda gerçekleşebilir. ‘Beş duyunun dışında düşünme, gerçek düşünmedir’ sözcüğü bu anlamda kullanılmıştır. Soyut düşünce benliğin ortaya çıkmasını sağlar, çünkü çevreden soyutlanmaya başlamıştır. Benlik ise belleğin, öğrenme yeteneğinin, bilincin, deneyimlerin takasının, fantezinin ve soyut düşünmenin bir kompleksi olarak ortaya çıkmaktadır.’

Tam bu noktada devreye girersek, şöyle bir soru sorabiliriz. Beş duyu harici düşünmek nedir ve meditatif derinlikte algılanan saf var oluş hissinde düşünceye yer kalmış mıdır? İşte doğu kültürlerinin sırrı; insanları var oluşla eşitlemeleri ve diğer varlıklarla aramızdaki tek ayrımı bu var oluş hissinin farkında olunması olarak kabul etmeleridir.

Ne var ki, tüm doğu inanışları ile birlikte zihni ön plana çıkaran batı geleneğinde dahi yer bulan bir başka inanış, bir başka his, şimdilik bilimsel olarak tersine bulgu veriyor.

‘Her şeyden önce bilinç vardı.’

Aslında...

‘Bilinç beynin en son ve en karmaşık evrimsel aşamasıdır.’

‘Bellek ise tüm beyinlerden daha eskidir.’

Peki karanlıkta mı yürüyoruz? Kendimiz zannettiğimiz bilincimiz yalnızca büyük bir yapının ufak bir mekanizması mı?

‘Beynin en alt tabakalarında yer alan bu jeolojik bellek birimleri, üst beyin tarafından organize edilerek birey için en iyi şekilde kullanılmasına çalışılır’

İnsansı ilkeye göre; içinde yaşadığımız evrenin doğası, bizim gibi düşünebilen yaratıkların evreni gözlemlemeleri için var olması zorunluluğuyla koşullanmıştır.*

‘Gerçekte yaşlı beyincik, bilincin doğrudan hiçbir katkısı olmadan da karmaşık işlemleri pekala yürütebilmektedir. Yine de Doğa, tümüyle bilinçsiz kontrol mekanizmalarının yönetiminde hareket edebilen yaratıklarla yetinmek yerine, bizim gibi hissedebilen, algılayabilen yaratıkları geliştirmeyi yeğlemiştir. Bilinç, bir seçim aşamasına hizmet etmiyorsa, Doğa beyincik gibi duygusuz, ‘otonom’ beyinler işe yarayabilecekken niçin bilinçli beyinleri geliştirmiştir?’

‘Bilinç, evrenin varoluşunun gerçeğini onun sayesinde anladığımız bir olgudur. Bilinci dikkate almayan yasalarla yönetilen bir evrenin asla bir evren sayılamayacağı ileri sürülebilir. Hatta sadece bilinç olgusu ‘varsayımsal’ bir evreni gerçek varlığına kavuşturabilir!’

Aslına bakarsanız evrimsel süreçte; bilinç en son oluştu. Belki nereye ve neden gittiğini anlamadığımız (belki yalnızca bazen hissettiğimiz) bir sürecin tamamlanma yolunda birinci tekil şahıslar olarak bilinci geliştirme görevini üstlenmişizdir. Belki sevgi ile başlayan yolumuz bilmeye doğru gitmektedir. Bilinç ile ilgili çok az şey bilmemiz de, onun esrarını vurgulayan tuhaf bir paradoks olabilir.

Örneğin, bilincin beynimizin neresinde yer aldığını kimse bilmiyor. Eğer bilince ruh olarak bakıyorsak, beynimizde yer aldığından bile şüphelenmemiz doğaldır.

Önemi açıkça görülen bilincin yeri hakkındaki tartışmada dikkat çekici ölçüde az görüş birliği vardır. Beynin tüm bölgelerinin bilinç olayına aynı derecede katkıda bulunmadığı açıktır. Beyinciğin kontrolü altındaki eylemler, hemen hemen istemsiz olarak, önceden tasarlanmadan, düşünmek gerekmeksizin oluşurlar. Buna göre, bilinç olgusunun da beyincik veya omurilik ile değil, beynin işleviyle ilişkili olabileceği düşünülebilir.

Kanadalı beyin cerrahı Wilder Penfield, insan bilincinin sadece beyinsel etkinliklerle ilişkili olmadığını ileri sürmüştür. Bilinci yerinde hastalar üzerinde gerçekleştirdiği sayısız beyin operasyonlarından edindiği deneyimlere dayanarak, üst beyin kökü adını verdiği ve büyük ölçüde talamus ve orta beyinden oluşan bir bölgenin, bir anlamda, bilincin yeri olarak kabul edilebileceğini önerdi.

Bazı nörofizyologlar da, özellikle ağsı yapının bilincin yerini, gerçekten böyle bir yer varsa, oluşturduğu  görüşündedirler. Ne de olsa, ağsı yapı beynin genel uyanıklık durumundan sorumludur. Ancak düş görme durumunda konu biraz karmaşıklaşmaktadır. Bilinçli olmak için ihtiyacımız olan sadece aktif bir ağsı yapı sistemi ise, kurbağalar, kertenkeleler ve hatta morina balığı bile bilinçli demektir!

Başka görüşlere göre hipokampus ya da beyin korteksinin kendisi bilinçten sorumlu olabilir.

‘Fakat bilinç konusu bu kadarla kalmıyor. Belki bir şekilde, bilincimiz, kalıtımımıza ve bizden milyarlarca yıl geriye uzanan gerçek evrime bağlıdır. Kanımca evrimde gelecekteki amacına doğru el yordamıyla giden, hala gizemli bir şey var.’* 

Sonuçta beklediğimiz tek bir cevapsa,  yollarımız farklı olsa da, sonuçlarımız aynı denize doğru çıkıyorsa, yine de kendi deremizin bulduğu çıkış noktasından okyanusumuza açılmalıyız. Çünkü orada bizim için özel bir hediye gizlidir.

13. asrın Selçuklu Konyası, Rönesansın beşiği olarak karşımıza çıkmış, tüm görkemiyle yükseliyor. Varoluşçuluğun –Heraklitos’dan sonra- ilk ve gerçek temsilcisi, bin iki yüz ortalarının sonundaki Mevlana’dır.

Asrımızın başında Gabriel Marcel’in ‘sen, ben’in karşısında oturan bendir’ şeklindeki mottoyu ortaya koymasından sekiz yüzyıl kadar önce Mevlana, ‘benimle senin aranda ne ben ne de sen vardır’ demiştir. (Panayotopulos**)

 

Hipokampus: anıları uzun süreli hafızaya yerleştirir.

Nasırsı madde: beynin sağ ve sol yarımkürelerinin iletişimini sağlar.

Hipotalamus: duyguların bölgesidir.

 (alışık olmadığınız terim ve bağlantıların açılmaları için sonraki yazıları bekleyiniz!)

 

*Penrose, Roger. 1999, Us Nerede/ Kralın Yeni Usu III, TÜBİTAK,Ankara.

** Panayotopulos, I.M. 2000, Benzersiz Mevlana, Arion Yayınevi, İstanbul.

 

Bilincin Fraktal Bağlantısı

2 evren, 7 ev

 

 

 

yukarı

 

 

 

 

 

www.meditatifdans.com

e-mail: bilgi@meditativedance.com

 

 
 

 

Meditatif dans temelini bir his ve hareket konsantrasyonu olan Mevlevilerin dansından alıyor. Tasavvuf tarihine kısa bir bakış için tıklayın..

 

 

 

 

 

 

‘İnsanların en az bilgi sahibi oldukları şey kendi vücutları ve bu maalesef gerçek hislerine ve benliklerine de ne kadar uzak olduklarını gösterir. Vücut sırlarla ve sürprizlerle dolu bir evrendir’

                     Nephes

 

© Quote, 2004 -Web sitesi içeriği kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


DHTML Menu / JavaScript Menu -Created using OpenCube NavStudio Software.